|
MEKKE'DE KÜÇÜK BİR İLİMİZ VAR: MESFELE
Türk hacıları Mekke’de genelde Mesfele yani Aşağı Mahalle’de kalıyorlar. Sokağa çıktığınızda hiç yabancılık hissetmiyorsunuz. Her tarafta Türkçe yazılar ve Türkçe konuşan insanlar... Üstelik bunlar sadece bizim insanlarımız değil, buranın yerlileri de Türkçe konuşuyor. Bütün Türklerin çok iyi öğrendiği bir cümle var; ‘Kem riyal?’ Türkçesi “Kaç Riyal?” demek. Soru daha karşıya ulaşmadan cevap geliyor: ‘Bess Riyal ya Hacı!’ ‘Gel vatandaş gel, hepsi 10 riyal bunların, sakın kaçırma!’ Bu aşina sesi duyunca dönüp bakıyorsunuz, karşınızda siyahi bir vatandaş. ‘Türk Bakkalı’ tabelasının yanında açtığı tezgahın başında alabildiğince dikkat çekip, müşteri toplamaya çalışıyor. Ana cadde boyunca Türk kafeteryaları var. Gün hatta gece boyunca Türk hacılarını burada toplanmış, sohbet ederlerken bulabilirsiniz. Hele de sohbetler ince belli bardaktaki çayla tatlandırılırsa, tadından yenmez oluyor. Sohbetlerin konuları çok çeşitli. Hacı adayları, o gün öğrendikleri bilgileri ya da gezip gördükleri yerleri de dostlarıyla paylaşabiliyorlar, hasretlerini, Türkiye’de geride bıraktıklarını da.Hepsi olmasa da 70 bin insan aynı mahallede toplanınca ilginç sürprizlerle karşılaşabiliyorsunuz. Yürürken, yıllardır karşılaşmadığınız bir dostunuzla çarpışabiliyor, namazda selam verdiğinizde yanınızda oturanın, yıllar önce yine okul sırasında yanınızda oturan insan olduğunu fark edebiliyorsunuz. Askerlik anıları bir, hac anıları iki. Saymakla bitmez. Kaldığımız evdeki her odada 2 ya da 3 gazeteci bulunuyor. Taksimi Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış. Genelde kurum yakınlığı olanları aynı odaya vermişler. Cihan’dan Bülent Korucu ve Cemalettin Çandır var. Zaman’dan da ben. Yola çıkarken üçümüzün aynı odaya verileceğini düşünüyordum. Cemalettin bizden birkaç gün önce geldi. Eve vardığımızda bizi karşılıyor. Nerede kalacağımızı sorduğumuzda, Bülent Bey ile ikisinin aynı evde kaldığını, benim ise TRT ekibiyle kalacağımı söylüyor ve ekliyor: “Aslında TRT’deki arkadaş da sabırsızlıkla sizin gelmenizi bekliyordu, okul arkadaşıymışsınız.” Listeye bakıyorum ve gözlerime inanamıyorum. Kameraman Hacı (lakabı değil, ismi) Dursun Koçyiğit. Üniversitede 3 yıl aynı okulda okumuşuz ve hatta bir yıl da aynı bekar evini paylaşmışız. Aradan yıllar geçmiş, 18 yılda ya bir ya da iki defa karşılaşmış, birkaç defa da telefonla görüşmüşüz. Ne büyük mutluluk. Burada minik bir Türkiye var. Akşam üzeri biraz dolaşalım diye sokağa çıkan normal bir aile, önce Türk Giyim Pazarı’na uğrayıp, yeni ürünler gelmiş mi diye bakabilir. Oradan hemen karşıdaki İstanbul Türk Lokantası’nda akşam yemeğini yedikten sonra, çocukları Türk Berberi’nde tıraş olurken, Osmanlı Kuyumculuk’ta incilere ve altın bileziklere bakarak vakit geçirebilir ve eve dönerken Türk Bakkalı’na uğrayıp sabah için erzak tedarik edebilirler. Buradan Türkiye ile konuşmak çok kolay. Kullandığınız cep telefonu hattı, yurtdışı görüşmelere açıksa burada da rahatça kullanabiliyorsunuz. Pahalı olur derseniz, köşedeki bakkaldan geçici bir hat alıp telefonunuza takabilir ve takar takmaz da Türkiye’yi arayabilirsiniz. “Tavuk eti bulunur” ilk zamanlarda oldukça fazla rastladığımız ilanlardandı; ama kuş gribinin Türkiye’yi vurması burayı da etkiledi. Hacı adayları Türkiye’yi yakından takip ediyor. Kuş gribi haberleri arttıkça, burada da tavuklara olan ilgi düştü ve ilanlar kaybolmaya başladı. |
2005 © Kuts@l Topr@kl@r |