TELBİYE 1236) İbnu Ömer (r.a.) şunu söyledi: “Sizin Beydâ’nız, hakkında Resûlullah’a iftira ettiğiniz şurasıdır. Ama, Resûlullah (s.a.v.) sadece mescidin -yani Zülhuleyfe mescidinin- yanında ihrama girip telbiye getirdi.” Buharî, Hacc 20; Müslim, Hacc 23 (1186); Muvatta, Hacc 30 (1, 332); Tirmizî, Hacc 8 (818); Ebu Dâvud, Hacc 21 (1771); Nesâî, Hacc 56 (5, 162-164); İbnu Mâce, Menâsik 14 (2916) Bir rivayette şöyle denir: “Resûlullah (s.a.v.) Şecere nâm mevkide devesine bindiği zaman telbiye getirdi.” Nesâî’nin diğer bir rivayetinde denir ki: “İbnu Ömer’e: “Seni deven kaldırdığı zaman telbiye çeker gördüm” diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: “Çünkü Resûlullah (s.a.v.) böyle yapmıştı.” 1237) Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) öğleyi kıldı. Sonra devesine bindi. Beydâ tepesine çıktığı zaman telbiye getirdi.” Ebu Dâvud, Menâsik 21 (1774); Nesâi, Hacc 25 (5, 127), 56, (5, 162) Nesâî, bir diğer rivayette şu ziyadeyi kaydetti: “Öğleyi kıldığı zaman hacc ve umre için ihrama girdi.” 1238) Ebu Cübeyr anlatıyor: “İbnu Abbâs’a (r.a.) dedim ki: “Resûlullah (s.a.v.)’ın, vâcib kıldığı zaman, getirdiği telbiye hususunda Ashab’ın ihtilâfına doğrusu hayret ediyorum!” Bana şu cevabı verdi. “Bu meseleyi ben herkesten iyi biliyorum. Aslında Resûlullah (s.a.v.) tek bir hacc yaptı. Bütün ihtilaflar bununla ilgili. Resûlullah (s.a.v.) hac maksadıyla (Medine’den) yola çıktı. Zülhuleyfe Mescidi’ne gelip iki rekatlık ihram namazını kılınca, haccı fiilen olduğu yerde başlattı. Namazı bitirince de hacc için telbiyede bulundu. İşte bu telbiyeyi bır kısım insanlar işitti. Bunu kendisind en ben de (işittim ve) hatırımda tuttum. Sonra hayvanına bindi. Devesi onu yerden kaldırınca tekrar telbiye getirdi. Bu ikinci telbiyeyi de işitenler oldu. (Her seferinde telbiyeleri) farklı kimselerin işitmesi, insanların dağınık ve hareket halinde olmalarındandı. Böylece, devesi onu kaldırdığı zaman çektiği telbiyesini de yeni insanlar işitti. İşte bunlar: “Resûlullah (s.a.v.), devesi kaldırdığı zaman telbiye getirdi”dediler. Resûlullah (s.a.v.) yoluna devam etti. Beydâ tepesine çıkınca da telbiye getirdi. Bu telbiyeyi de işiten başkaları vardı. Bunlar: “Resûlullah (s.a.v.) Beydâya çıkınca telbiye getirdi” dediler. Allah’a kasem olsun! Resûlullah namazgâhında haccı başlattı. Devesi kaldırdığı zaman telbiye getirdi, sonra Beydâ tepesine çıkınca orada da telbiye getirdi.” Said İbnu Cübeyr sözüne devamla dedi ki: “İbnu Abbas’ın sözünü esas alanlar (Zülhuleyfe ‘deki) namazgâhta iki rekatlık ihram namazını kılar kılmaz telbiye getirdi.” Ebu Dâvud, Menâsik 21 (1770) 1239) Nâfi’ diyor ki: “İbnu Ömer (r.a.) Harem bölgesinin en yakın yerine geldi mi telbiyeyi artık bırakırdı. Sonra zu Tuva nâm mevkide geceyi geçirir, orada sabah namazını kılar, sonra yıkanırdı ve derdi ki: “Resûlullah (s.a.v.) böyle yapmıştı.” Buharî, Hacc 38, 39; Müslim, Hacc 226 (1259); Muvatta, Hacc 32 (1, 333) 1240) İbnu Abbâs (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Mukim olanlar veya umre yapanlar, Hacer-i Esved’i istilâm edinceye kadar telbiyeyi bırakmazlar.” Ebu Davud, Menâsik 29 (1817), Tirmizî, Hacc 79 (919) Hadis, Tirmizî’de şöyledir: “Resûlullah (s.a.v.), umrede iken, Hacer-i Esved’e istilâm yapınca telbiyeyi bırakırdı.” 1241) İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah’ı (s.a.v.) telbiye çekerken -bir rivayette mülebbiyen değil, mülebbiden demiştir- işittim şöyle diyordu: “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyk lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’nni’mete leke ve’l-mülk,lâ şerîke leke.” Bu kelimelere başka ilâvede bulunmuyordu. Buharî, Hacc 26, Libâs 89; Müslim, Hacc 19 (1184); Muvatta, Hacc 28, (1, 331-332); Tirmizî, Hacc 13 (825); Ebu Dâvud, Menâsik 27 (1812); Nesâî, Hacc, 54 (5, 159-160) 1242) Bir rivayette şu ziyade var: “Abdullah İbnu Ömer (r.a.) derdi ki: “(Babam) Ömer İbnu’l-Hattâb (r.a.) bu kelimelerden ibâret olan Resûlullah’ın telbiyesi ile telbiye getirir ve şunu söylerdi: “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyk ve sa’deyk ve’l-hayru fî yedeyk. Lebbeyk, ve’r-rağbâu ileyk ve’lamel.” Nesâî, Hacc 54 (5, 161) 1243) Ebu Dâvud’un diğer bir rivayetinde Hz. Câbir’den (r.a.) şu ziyade vardır: “Resûlullah şöyle telbiye getirirdi ...” dedikten sonra tıpkı İbnu Ömer’in hadisindeki gibi bir metin zikretti. Sonra Hz. Cabir’in şunu ilâve ettiğini kaydetti: “İnsanlar telbiyeye “... Zü’l-Meâric” ve benzeri kelimeler ilâve ettiler. Resûlullah (s.a.v.) bunları işitti ancak hiçbir müdahelede bulunmadı.” Zü’l-Meâric, Allah’ın isimlerinden biri olup “yükselme yerlerinin sahibi” “yüksek dereceler sahibi” mânasına gelir. 1244) Ebu Hüreyre (r.a.): “Resûlullah’ın (s.a.v.) telbiyesinde “Lebbeyk İlâhe’l-Hakk (Buyur! Hak olan İlâh!)” tâbiri de vardı” demiştir. Nesâî, Hacc 54 (5, 161-162) 1245) Saib İbnu Hallâd el-Ensâarî (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) şunu söylediler: “Cibril bana gelip, ashabıma ve beraberimde olanlara telbiye -veya ihlâl dedi- çekerken seslerini yükseltmelerini emretmemi emir buyurdu.” Muvatta, Hace 34 (1, 334); Ebu Dâvud, Menâsik 27 (1814); Tirmizî, Hacc 15 (829); Nesâî, Hacc 55 (5, 162); İbnu Mâce, Menâsik 16 (2922-2923) 1246) İbnu Abbâs (r.a.) anlatıyor: “Müşrikler (haccederken şu şekilde telbiyede bulunurlardı): “Lebbeyke lâ şerî-ke leke: ‘ Resûlullah'da (s.a.v.): “Yazık size, yeter, yeter” buyururdu. Müşrikler (telbiyelerinin devamında): “Yalnız bir şerik müstesna, o senin şerikindir, sen ona da, onun mâlik olduğu şeylere de mâliksin” derlerdi. Onlar, bunu, Kâbe’yi tavaf ederken söylerlerdi.” Müslim, Hacc 22 (1185) |
2005 © Kuts@l Topr@kl@r |