HACC-I TEMETTU VE HACC'IN FESHİ

1265) Abdullah İbnu Şakîk anlatıyor: “Hz. Osman (r.a.) Hac sırasında temettuda bulunmayı yasaklıyor, Hz. Ali de bunu emrediyordu. Hz. Osman, Hz. Ali’ye (r.a.) bir kelâm söyledi. Hz. Ali (r.a.): “Sen de biliyorsun ki biz, Resûlullah’la (s.a.v.) birlikte Hac ederken Temettu Hacc-ı yaptık” dedi. Hz. Osman da: “Evet, ama biz korkuyorduk” dedi.” Müslim, Hacc 158 (1223); Nesâî, Hacc 50 (5, 152)

İbnu Abbâs (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.), Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman (r.a.) Hacc-ı Temettu yaptılar. Bunu ilk yasaklayan Hz. Muâviye (r.a.) oldu.” Tirmizî, Hacc 12 (822); Nesâî, Hacc 50 (5, 153, 154)

1266) Sa’d İbnu Ebî Vakkâs (r.a.) demiştir ki: “Biz Resûlullah (s.a.v.) ile Hacc-ı Temettu yaptığımız zaman bu adam -ki Muâviye’yi kasteder- Urş’ta -ki Urş’la cahiliye devrndeki Mekke evlerini kasteder- kâfirdi.” Müslim, Hacc 164 (1225); Muvatta, Hacc 60 (1, 344); Tirmizî, Hacc 12 (823); Nesâî, Hacc 50 (5, 152-153)

1267) İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) Veda Hacc'ında Umre ile Hacc'a kadar temettuda bulundu ve kurban kesti. Kurbanını Zülhuleyfe’den itibaren beraberinde götürdü. Menâsikin icrasına (Umre için niyetli) başlayıp, Umre telbiyesi getirdi. Sonra hacc için telbiye getirdi. Beraberindeki ashabı da umre ile hacca kadar temettuda (istifade) bulundu. Hac kafılesi içerisinde kurbanı olanlar da vardı, olmayanlar da. Resûlullah (s.a.v.) Mekke’ye geldiği zaman halka hitâben: “Kimin kurbanı varsa, haccını tamamlayıncaya kadar ihram­dan çıkmasın, kimin kurbanı yoksa tavaf ve sa’yini yapsın, saçını kısaltarak ihramdan çıksın. Sonra hacc için tekrar ihrama girip kurbanını kessin, kim kurban bulamazsa Hac sırasında üç gün, evine dönünce de yedi gün olmak üzere (on gün) oruç tutsun” buyurdu.” Buharî, Hacc 104; Müslim, Hacc 174 (1227); Ebu Dâvud, Hacc 24 (1805); Nesâî, Hacc 50 (5, 151-152)

1268) İkrime anlatıyor: “İbnu Abbâs’a (r.a.) müt’atul-hacc’dan sorulmuştu, şu cevabı verdi: “Veda Hacc'ında, Muhacirler, Ensarîler ve Resûlullah’ın (s.a.v.) zevceleri hep ihrama girdiler, biz de girdik. Mekke’ye geldiğimiz zaman Resûlullah (s.a.v.): “Kurbanlık nişanlıyanlar hariç, herkes Hac için giydiği ihramı Umre'ye çevirsin” diye emretti. Biz de Beytullah’ı tavaf etik. Safâ ve Merve’de sa’y yaptık. (İhramdan çıkarak) kadınlarımıza geldik, elbiselerimizi giydik. Resûlullah Şunu da söylemişti: “Kim kurbanlık nişanlamışsa, kurbanlığı mahalline varıncaya kadar ihramdan çıkmasın!” Terviye akşamında (yani Zilhicce’nin 8. günü) bize hacc için ihrama girmemizi emretti. (Harem bölgesinin dışına çıkarak ihramlarımızı giyerek hacca başlayıp) menâsiki tamamladığımız zaman Mekke’ye geri gelip Beytullah’ı, Safâ ve Merve’yi tavaf ettik. Böylece Haccımız tamamlanmış, âyet-i kerimenin buyurduğu üzere (Meâlen): “Hacc'ı da Umre'yi de Allah için tam yapın. Fakat (herhangi bir sebeple bunlardan) alıkonursanız, o.halde kolayınıza gelen kurban gönderin...” (Bakara 196) üzerimizde kurban borcu kalmıştı.” Buharî, Hacc 37 (Buharî bunu bab başlığında ta’lik (senetsiz) olarak kaydetmiştir)

1269) Ebu Zer (r.a.) demiştir ki: “Hac'da mut’a sadece Muhammed’in (s.a.v.) ashabına hastır.” Müslim Hacc 189, (1224); Ebu Dâvud, Menâsik 25 (1808); Nesâî, Hacc 77 (5, 179-180); İbnu Mâce, Hacc 42 (2984)

1270) Ebu Dâvud’daki rivayette şöyle denmektedir: “Ebu Zer (r.a.), Hacc'a niyetle ihram giyip sonradan bunu umreye çevirenler hakkında şöyle diyordu: “Bu, sadece Hz. Peygamber’le haccedenlere has bir ruhsattı.” Ebu Dâvud, Menâsik 25 (1807); İbnu Mâce, (Hacc 42 (2985)

1271) Ebü Cemre anlatıyor: “İbnu Abbâs’a (r.a.) mut’à’dan sordum; bana onu yapmamı emretti, haccda kesilen kurbandan sordum. “Bu hususta, dedi, deve veya sığır veya davar veya kana ortak olmak imkânları var (bunların hepsi meşrudur)”

Ebü Cemre der ki: “İnsanlar mut’ayı mekruh addediyorlardı. (Eve gelip) uyudum. Rüyamda birisini gördüm (bana gelip): “Makbul Umre, mebrür Hac!” diye müjdeledi. Hemen İbnu Abbas’a (r.a.) gelip haber verdim. Bana: “Allahu ekber! Ebu’l-Kâsım’ın (r.a.) sünneti!”dedi.” Buharî, Hacc 102; Müslim, Hacc 204 (1242)

1272) İbnu Ömer (r.a.) demiştir ki: “Kim Hac aylarında Umre yapar, sonra Mekke’de hacc zamanı gelinceye kadar ikamet ederse bu kimse, Hac da yaparsa mütemettidir. Bu durumda kolayına gelen bir kurban kesmesi vacib olur. Eğer kurban bulamazsa, üç günü Hac sırasında, yedi günü de döndüğü zaman olmak üzere (on gün) oruç tutar.”

İmam Mâlik der ki: “Bu hüküm, o kimsenin hacc zamanına kadar orada ikamet etmesi ve aynı sene içinde hacc yapması halinde câridir.” Muvatta, Hacc 62 (1, 344)

Muvatta’nın bir diğer rivayetinde der ki: “Allah’a yemin olsun, Hac'dan önce Umre yapıp (bu sebeple) kurban kes­mem, haccdan sonra Zilhicce ayında umre yapmamdan daha sevimlidir.”

1273) Abdurrahmân İbnu Harmele el-Eslemî anlatıyor: “Bir adam gelip Said İbnu’l-Müseyyib’e: “Hac'dan önce Umre yapayım mı?”diye sormuştu. Şöyle cevap verdi: “Evet, Resûlullah (s.a.v.) Hac etmezden önce Umre yaptı.” Muvatta, Hacc 57 (1, 343)

1274) İbnu’l-Müseyyeb anlatıyor: “Ömer İbnu Ebî Seleme, Hz. Ömer (r.a.)’den, Şevvâl ayında umre yapmak için izin istedi.O da izin verdi. İbnu Ebî Seleme umre yapıp ailesine döndü, haccetmedi.” Muvatta, Hacc 58 (1, 343)

1275) Hz. Aişe (r.a.) şöyle demiştir: “Oruç, Umre yapıp hacca kadar temettuda bulunup da hacc için ihrama girmesin­den arefe gününe kadar kurban bulamayan kimse içindir. Eğer orucu tutmazsa, Minâ günlerinde tutar” İbnu Ömer (r.a.) de böyle hükmediyordu. Muvatta, Hacc 255 (1, 426)

1276) Hz. Câbir (r.a.) anlatıyor: “(Veda Hacc'ında),Resûlullah (s.a.v.) ve ashabı, Hacc için ihrama girdikleri vakit, Resûlullah ile Talha hariç, hiç kimsenin kurbanlığı yoktu. O sırada Hz. Ali, beraberinde bir kurbanlık olduğu halde Yemen’den geldi. Ve derhal: “Ben de Resûlullah’ın niyet ettiği şeye niyet ederek ihram giydim” deyip katıldı.

Resûlullah (s.a.v.) ashabına bu Hac'larını Umre'ye çevirmelerini, tavaf yapmalarını, (sa’y yapmalarını), beraberinde kurbanlığı olanlar hariç saçlarını kısa keserek ihramdan çıkmalarını emretti. Bir kısmı itiraz ederek: “Yani henüz cenabetken Mina’ya mı gideceğiz?” dediler. Bu söz Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ulaşmıştı: “Geride bıraktığım işlerimi tekrar bulsaydım kurban getirmezdim. Eğer, beraberimde kurbanlığım olmasaydı, ben de ihramdan çıkardım” dedi.Bu sırada Hz. Aişe (r.a.) hayız oldu. Beytullah’ı tavaf hâriç, haccın bütün menâsikini yerine getirdi. Temizlenince de tavafı yaptı. Dedi ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Sizler hem umre hem de Hac yapmış olarak burdan ayrılacaksınız, ben ise sadece haccla ayrılacağım!” Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) oğlan kardeşi Abdurrahman İbnu Ebî Bekr’e (r.a.), Hz. Aişe’yi (Harem bölgesinin dışında yer alan) Ten’im’e götürmesini emretti. Hz. Aişe (r.a.) orada ihram giyerek) haccdan sonra Umre yaptı.”

1277) Buharî’nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: “(Resûlullah (s.a.v.), Mekke’ye gelince asha­bına:”İhramınızdan çıkın. Önceki niyetinizi müt’aya çevirin!” dedi. Ashab: “Biz önce “Hac” diye ismen belirterek niyet etmişken, şimdi nasıl müt’aya çevirebiliriz?” diye itiraz ettiler. Resûlullah (s.a.v.): “Ben size ne söylüyorsam onu yapın. Eğer kurbanlık getirmemiş olsaydım, size emretmiş bulunduğumu ben de yapardım. Ancak, kurbanım (Mina’daki kesim) mahalline ulaşmadan ihramlıya haram olan şeylerden hiçbirisi bana helâl olmaz!” dedi. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram Resûlullah’ın (s.a.v.) emrini yerine getirip ihramdan çıktılar.”

1278) Yine Buharî’nin bir başka rivayetinde şu ziyade yer alır: “Biz Mekke’ye Zilhicce ayının dördünde gelmiştik. Müslim in bir rivayetinde şu ibâreye de yer verilmiştir: “Bize ihramdan çıkmamız, Hac için yaptığımız niyyetin Umre'ye çevrilmesi emredilmişti. Bu, bize çok imkânsız bir emir geldi ve hepimizin canını sıktı. Memnuniyetsizliğimiz Resûlullah’a (s.a.v.) ulaştırıldı. Ona semâvî bir şey (haber) mi ulaştı, insanlardan mı bir şey ulaştı bilemiyoruz, her ne ise, bize şu hitabda bulundu: “Ey nâs, ihramdan çıkın. Eğer beraberimde kurbanlığım olmasaydı,ben de sizin gibi yapardım!” (Resûlullah’ın bu kesin emri üzerine) ihramdan çıktık. Hatta hanımlarımızla münasebet-i cinsiyede bile bulunduk. İhrama girmemiş olan bir kimsenin yaptığı her şeyi yaptık. Bu hal terviye gününe (Zilhicce’nin sekizinci günü) kadar devam etti. O gün gelip, Mekke’yi arkada bıraktığımız vakit, hacca niyet ederek ihrâma girdik.”

1279) Müslim’in diğer bir rivayetinde şöyle denir: “Biz, hacc-ı ifrad için ihram giyip Resûlullah’la (s.a.v.) birlikte ilerledik. Hz. Aişe (r.a.) de Umre için ihrama girdi. Seref’e gelince Hz. Aişe hayız oldu. (Mekke’ye) gelince Kâbe’yi, Safâ ve Merve’yi tavaf ettik. Sonra, beraberinde kurbanlık olmayanların ihramdan çıkmaları emredildi. “Neleri nefsimize helâl edeceğiz?” diye sorduk. Resûlullah (s.a.v.): “(İhramlıya yasak olan) her,şeyi!” dedi. Bunun üzerine kadınlarımızla da yattık, kokular süründük, elbiselerimizi giydik. (Bunların hepsini yaparken) bizimle arefe (yani Hac ihramı giyme) günü arasında sadece ve sadece dört gece vardı. Sonra terviye günü (Zilhicce’nin 8’i) tekrar ihrama girdik. Bir ara Resûlullah (s.a.v.) Hz. Aişe’nin (r.a.) yanına girmişti, onu ağlıyor buldu. “Neyin var?” diye sordu. “Hayız oldum, herkes ihramdan çıktı, ben çıkamadım, tavafımı da yapamadım. Herkes artık (Umre'sini tamamladı), Hac için (Arafat’a)çıkıyor!” diyerek yakındı. Resûlullah (s.a.v.): “Bu hal, Cenab-ı Hakk tarafından Âdem ’in (a.s.) kızlarına yazılmış bir kaderdir, (sana mahsus bir kusur değil). Sen de, (ihrama giren herkesin yaptığı gibi) yıkanı ve hacc için ihrama gir’ dedi. O da öyle yaptı. (Mina, Arafat ve Müzdelife’deki) vakfelerin hepsine katıldı. Hayızdan temizlenince de (ifâza) tavafını yaptı. (Bunlar bittikten sonra Resûlullah (s.a.v.) Hz. Aişe (r.a.)’ye: “Artık hem Hacc'ını hem de Umre'ni yapmış, her ikisinin de ihramından çıkmış oldun!” dedi. Hz. Aişe (r.a.): “Ancak benim içimden Beytullah’ı tavaf etmeden hacc yaptığım hissi geçiyor” dedi. Bunun üzerine (oğlan kardeşine seslenerek): “Ey Abdurrahman (kızkardeşin) Aişe yi Tenîm’e götür, orada umre için ihrama girsin!” dedi. Bu vak’a Hasbe gecesi cereyan etmişti Resûlullah mülâyim bir insandı. Hz. Aişe (r.a.) birşey arzu etti mi onun arkasını takip eder (yerine getirirdi).”

1280) Müslim’in bir diğer rivayetinde şöyle denir: “...Deve ve sığırda ortak olmamız emredildi. Bizden her yedi kişi bir deveye iştirak edecekti.” Yine Müslim’in bir başka rivayetinde: “Ne Resûlullah (s.a.v.), ne de Ashab (r.a.), hiç kimse, Safâ ile Merve arasında ilk tavafın dışında başka bir tavaf yapmadı” denmiştir.

1281) Ebu Dâvud ve Nesâî’de şu ziyade gelmiştir: “Sürâka İbnu Mâlik (r.a.): “Ey Allah’ın Resûlü, bu sene (Hac sırasında) yaptığımız temettu bu yıla mı has, bundan sonra her haccda ebediyen yapılacak mı?” diye sormuştu. Resûlullah (s.a.v.): “Elbette, ebediyen yapılacaktır!”cevabını verdi”. Buharî, Hacc 81, 32, 34, 35, Umre 6, 15, Meğâzî 61, Tirmîzî, 3, 27; Müslim, Hacc (1213-1216); Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1785-1789); Nesâî, Hacc 77 (5, 178-179)

1282) Buhari, Müslim, Ebu Dâvud ve Nesâi de kaydedilen bir rivayette İbnu Abbâs demiştir ki: “(Cahiliye Arapları) hacc aylarındaki Umre'yi yeryüzünde işlenebilen günahların en büyüğü biliyorlardı. Keza Muharrem ayını da Safer diye isimlenirip: “Bere iyileşip eser kalmadığı ve Safer ayı çıktığı vakit umre yapmak isteyene umre helâl olur” diyorlardı. Resûlullah (s.a.v.) ve Ashab-ı Güzîn’i, Hac için ihrama girmiş olarak 4 Zilhicce sabahı (Mekke’ye) geldiler. (Gelir gelmez) Resûlullah (s.a.v.), Hac niyetlerini Umre'ye tahvil etmelerini emretti. Bu, Ashab nezdinde büyük bir hâdise oldu. “- Ey Allah’ın Resûlü, neleri helal addedeceğiz?” diye sordular. “Bütün (ihram haramları) helâl olacak!” diye cevap verdi.”

Nesâî’deki rivayette: Eser yerine veber (yün) denmiştir. Mâna: “Yün çoğalınca” olur. Keza “Safer ayı çıkınca” tâbirinden sonra: “Veya şöyle dedi: Safer ayı girince” tâbiri ilâve edilmiştir. (Buharî, Hacc 34, Menâkıbu’1-Eâr 26; Müslim 198 (1240,1241); Ebu Dâvud, Hacc 80 (1987), Menâaik 23 (1792); Nesâî, Hacc 77, 108 (5, 180, 181, 201, 202)

1283) Müslim ve Tirmizî’de şöyle gelmiştir: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Umre, kıyamete kadar hacca dahil oldu:Yani, umre ameli, hacc-ı kıran yapmak isteyenin hacc ameline dahil oldu.” Müslim, Hacc 203 (1241); Tirmizî, Hacc 89 (932)

1284) Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: “Biz Hac aylarında, Resûlullah (s.a.v.)’la birlikte, Hac için ihrama girmiş olarak, Hac gecelerinde yola çıkıp Seref nâm yere indik. Orada Resûlullah (s.a.v.): “Kimin beraberinde kurbanlığı yoksa, haccını umre yapmak isteyen umreye çevirsin. Beraberinde kurbanlığı olan bunu yapmasın” dedi. Hz. Aişe sözünde devamla der ki: “Ashab’tan bazısı Umreye niyet etti, bazısı da terketti. Resûlullah (s.a.v.) ile, gücü yerinde olan bazısının yanında kurbanlığı vardı. (Bir ara) Resûlullah yanıma gelince beni ağlar buldu. “Niye ağlıyorsun?” diye sordu. “Ben ashabına söylediklerini işittim ve Umre yapmaktan engel olundum!” dedim. Bunun üzerine: “Neyin var?” diye tekrar sordu. “Namaz kılamıyorum (hayız oldum)” dedim. “Bu sana zarar vermez. Sen Hz. Âdem’in (a.s.) kızlarından bir kadınsın. Allah öbürlerine yazdığı kaderi sana da takdir etti, bu bir kusur sayılmaz. Sen Hacc'ına devam et. Cenab-ı Hakk inşaallah, Umre'yi de sana nasib edecek” dedi.

1285) Bir diğer rivayette Hz. Aişe (r.a. şöyle der: “Hayız halim Arefe gününe kadar devam etti, o gün temizlendim. Ben de sadece Umre'ye niyet etmiştim. Resûlullah saçımı çözüp taramamı, Umre'yi bırakıp, Hac niyetiyle ihrama girmemi emretti. Emrini yerine getirdim ve Hacc'ımı eda ettim.”

1286) Hz. Aişe bir başka rivayette şöyle der: “Resûlullah’la birlikte çıktık, kurban günü Mina’ya geldik. Ben (orada) temizlendim. Sonra Mina’dan çıktım. Beytullah’a koştum. Sonra, Resûlullah’la birlikte nefr-i âhir (teşrik günlerinin üçüncüsü, yani bayramın dördüncü günü (onüç Zilhicce) günü çıktık, Muhassab’a indik. Abdurrahman’ı (r.a.) çağırdı ve: “Kızkardeşini Harem bölgesinden çıkar (Tenim’e kadar götür. Orada) Umre için ihram giysin. Umre'yi yapınca buraya gelin, sizi dönünceye kadar burada bekliyorum!”dedi. Ben ayrılıp (Tenim’e gidip ihram giydim, Umre yaptım) tavaftan boşalınca, seherde yanına geldim. Yola çıkma emri verdi. Herkes göç yükleyip Medine’ye müteveccihen hareket etti.”

1287) Bir başka rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah (s.a.v.) Beytullah’a uğrayıp sabah namazından önce tavaf etti, sonra Medine’ye hareket etti.”

1288) Bir başka rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Bazılarımız umre niyetiyle ihrama girdi, bazılarımız hem hacc hem de umre niyetiyle ihrama girdi, bazılarımız da sadece Hac niyetiyle ihrama girdi. Resûlullah (s.a.v.) da sadece Hac için ihrama girmişti. Umre için ihrama girenler, (Vemreyi yapınca) ihramdan çıktılar. Hac için ihrama girenler veya Hac ve Umre için ihrama girenler, yevm-i nahr’e (kurbanın birinci gününe) kadar ihramdan çkmadılar. ( Buharî, Umre 6, 8, 9, Hayz 1, 7, Hacc 3, 33, 81, Edâhî 3, 10; Müslim, Hacc 111-135 (1211-1212); Muvatta, Hacc 223-224 (1, 410-412); Ebu Dâvud, Menâsik 23 (1778-1783); Nesâî, Hacc 77 (5, 177-178), Tirmizî, Hac, 91 (934)

1289) Ebu Dâvud’un bir rivayetinde şöyle denir: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Ey Abdurrahman! Kızkardeşini devenin arkasına al, Tenim,den itibaren Umre yaptır. Tepelikten inip oraya vardın mı ihrama girsin. Zîra yapacağı, kabul görecek bir Umredir. “ Ebu Dâvud, Menâsik 81 (1995)

1290) Ebu Müsâ (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) Bathâ’da mola vermişken yanına uğradım. Bana: “Neye niyetle ihrama girdin?” diye sordu: Ben: “Resûlullah’ın (s.a.v.) niyeti ile niyetlendim” dedim. Bana: “Kurbanlığın var mı?” diye sordu. Ben: “Hayı!” dedim: “Öyleyse, dedi Beytullah’ı, Safâ ve Merve’yi tavafet ve ihramdan çık!” Resûlullah’ın bu söylediklerini yaptım. Ailemden bir kadına uğradım. Saçlarımı tarayıp, başımı yıkayıverdi. Ben Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) halifeliği sırasında, halka bu şekilde fetva veriyordum. O öldü, yerine Hz. Ömer (r.a.) halife olu. Onun zamanında, bir Hac mevsimiydi. Ben (Hac için hazırlığa) kalkmış olduğum sırada bir adam gelip: “Fetvalarında teennili ol. Emîrü’1 mü’minînin Hac mevzuunda neler ihdas edeceğini bilemezsin!” dedi. Ben de: “Ey insanlar, ben, kime Hac'la ilgili bir fetvâ vermiş idiysem, teennili olsun. İşte mü’minlerin emîri size geliyor. Onu imam edinin, ona uyun!” dedim. Hz. Ömer (r.a.) gelince kendisine: “Ey mü’minlerin emîri, kulağıma gelen nedir”? Hac menâsikiyle alâkalı yeni şeyler mi ihdâs ettiniz?” diye sordum. Bana: “Eğer Allah’ın kitabıyla amel edeceksek, bak Allah’ın kitabı ne diyor: “Hacc'ı da, Umre'yi de Allah için tam yapın...” (Bakara 196) emrediyor. Eğer Resûlullah (s.a.v.)’ın sünneti ile ameledeceksek. O: “Menâsikinizi benden alın” diyor ve kurbanlığı, yerine(Mina’ya) ulaşıncaya kadar ihramdan çıkmıyor.” Buharî, Umre, 11, Hacc 32, 34125, Megâzî 60, 77; Müslim, Hacc 154 (1221); Nesâî, Hacc 5 (5,1 53)

1291) Müslim ve Nesâî’de gelen bir diğer rivayette şöyle denir: “Ebü Müsa Hacc-ı Temettu'ya fetva veriyordu. Hz. Ömer (r.a.) ona: “Biliyorum ki Resûlullah (s.a.v.) ve ashabı bunu yaptılar. Ancak ben, halkın Erâk denilen yerde kadınlarla cima ederek, sonra başlarından su damlar bir halde hacc yapmaya gitmelerini uygun bulmadım” dedi.” Müslim, Hacc 157 (1222); Nesâî, Hacc 50 (5, 159)

1292) Berâ (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.), Hz. Ali’yi Yemen’e emir olarak gönderdiği zaman ben onun yanında idim. Onunla beraber ben de (altın) kaplar elde ettim. Hz. Ali (r.a.), (Yemen’den) Resûlullah’ın yanına gelince, Hz.Fatıma’nın, (boyalı elbiseler giymiş), evi de (hâlâ kokmakta olan) bir tütsü ile tütsülemiş olduğunu gördü. (Bu kıya­fet ve bu tütsünün yasak olduğu hacc döneminde karşılaştığı bu manzaraya Ali) kızdı. Hz. Fâtıma: Niye kızıyorsun? Resûlullah (s.a.v.) ashabına (ihramdan çıkmalarını emir buyurdu, onlar da ihramdan çıktılar” dedi. (Bunun üzerine Hz. Ali, zevcesine: “Ben zaten Resûlullah’ın niyyeti ile ihrama girmiştim” dedi ve) Hz. Peygamber’e (s.a.v.) uğradı. Resûlullah (s.a.v.): “Sen ne yaptın?” diye sordu. Hz. Ali: “Resûlullah’ın niyeti ile niyetlendim”deyince Resûlullah (s.a.v.): “Ben kurbanlık getirdim ve Hacc-ı Kırana niyet ettim”diye açıklamada bulundu ve Hz. Ali’ye (r.a.) şu emri verdi: “Altmış yedi -veya altmış altı- deve kes. Develerden otuz üç -veya otuz dört- tanesini kendin için ayır ve de­velerden her birinden bir parça da (benim için) ayır.” Ebu Dâvud, Menâsik 24 (1797)

1293) Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) Zülhuleyfe’de geceledi. Sabah olunca (devesine) bindi. Devesi onu Beydâ’da havaya kaldırınca, Allah’a hamdetti, tesbih etti, tekbir getirdi, tahlil getirdi. Sonra Hac ve Umre için (niyet edip) telbiye getirdi. Halk da her ikisi için (niyet edip) telbiye getirdi. (Mekke’ye) gelince halka emretti, onlar da ihramdan çıktılar. Bu hal terviye gününe (Zilhicce’nin 8’i) kadar devam etti. Terviye günü hacc için ihrama girip telbiye getirdiler. Resûlullah (s.a.v.) Hac'cı îfa edince kendi eliyle ayakta olduğıu halde, yedi deve kesti.” Ebu Dâvud, Menâsik 24 (1796); Nesâî, Hacc 143 (5, 225)

1294) Bilal İbnu’1-Hâris’in (r.a.) yaptığı bir rivayette şu ibare mevcuttur: “Ey Allah’ın Resûlu, Hac (için yapılan niyet)’ı Umre'ye çevirmek sadece bize mi hastır, yoksa bizden sonrakiler için decâiz olacak mıdır?” diye sordum. Bana şu cevabı verdi: “Bu sadece size hastır. (Sizden sonraki Müslümanlara câiz değildir).” Ebu Dâvud, Menâsik 25 (1808); Nesâî, Hacc 77 (5, 179) Nesâî, Bilâl İbnu’l-Hâris’ten sadece (sadedinde olduğumuz) feshu’l-hacc hadisini tahric etmiştir. Feshu’l-hacc: Kişinin önce hacca niyet etmesi, fakat sonradan bunu umreye çevirmesi, umre yapınca ihramdan çıkması, tekrar hacc için ihrama girmesidir.

1295) İbnu Abbâs (r.a.) demiştir ki: “Resûlullah (s.a.v.) Umre için, ashabı da Hac için ihrama girdi.” Ebu Dâvud, Menâsik 24 (1804); Müslim, Hacc 196 (1239); Nesâî, Hacc 77 (5, 178)

1296) İkrime İbnu Halid el-Mahzünî diyor ki: “İbnu Ömer’e (r.a.) Hac'dan önce yapılan Umre hakkında (caiz mi, değil mi diye) sordum. Bana: “Yapmakta bir beis yok. Bizzat Resûlullah (s.a.v.) Hacc'dan önce Umre yapmıştı” cevabını verdi.” Buharî, Umre 2

1297) Yine Buharî’nin, İbnu Abbâs’tan (r.a.) kaydettiği bir rivayette şöyle denir: “Resûlullah (s.a.v.), insanlara (Hacc'ın İslâm’a uygun olan) âdâbını öğretmesi ve Resûlullah adına tebligatta bulunması için Hz. Ebu Bekir’i hacc emîri olarak gönderdi. Hac kafilesi Arafat’a Zülmecaz cihetinden vasıl olunca Kâbe’ye yaklaşmadı, fakat Zülmecaz’a doğru yöneldi. Böyle yapışı, hacca umre ile niyet etmemiş olmasından ileri geliyordu.”

1298) İbnu’l-Müseyyeb anlatıyor: “Resûlullah’ın (s.a.v.) ashabından bir adam, Hz. Ömer’e (r.a.) gelerek, huzurunda, Resûlullah’ın (s.a.v.) ölmüş bulunduğu hastalığı sırasında, Hac'dan önce yapılan Umre'yi yasaklarken Resûlullah’ı işittiğine dair şehâdette bulundu.” Ebu Dâvud, Menâsik 23 (1793)

2005 © Kuts@l Topr@kl@r
www.kutsaltopraklar.net