VAKFELER VE HÜKÜMLERİ

1386) Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: “Kureyş ve onun dinine mensub olanlar, (cahiliye devrinde) Müzdelife’de vakfe yapı­yorlardı ve kendilerine hums denilirdi. Diğer Araplar ise Arafat’da vakfe yapıyorlardı. İslâm dini gelince, Cenâb-ı Hakk, Peygamberine (s.a.v.), Arafat’a gidip orada vakfe yapmalarını, sonra da oradan topluca ayrılmalarını emretti. Şu âyet bu hususu beyan eder: “Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden siz de akın edin ...” (Bakara 199) Buhârî, Tefsir, Bakara 35, Hacc 91; Müslim, Hacc 152 (1219); Tirmizî, Hacc 53 (884); Ebu Dâvud, Menâsik 58 (1910); Nesâî, Hacc 202 (5, 255)

1387) Bir diğer rivayette Hz. Aişe (r.a.) der ki:”Hums: Allahu Teâlâ hazretlerinin, haklarında: “Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden siz de akın edin” (Bakara 199) âyetini indirdiği kimselerdir.” Hz. Aişe (r.a.) devamla şu açıklamayı yaptı: “İnsanlar Arafat’ta (vakfe yaparak oradan) boşanırlardı. Hums olanlar ise, Müzdelife’de (vakfe yaparak oradan) boşanırlar ve: “Biz ancak Harem’den akın ederiz” derlerdi. Ancak, “Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden siz de akın edin” (Bakara 199) meâlindeki âyet nâzil olunca, onlar da, (vakfe için) Arafat’a çıktılar.”

1388) Rezîn de bir rivayet ilâve etmiştir: “Kureyş ve onun dininde olanlar -ki bunlar Hums denen zümredir- Müzdelife’de vakfe yapıyorlar ve: “Biz, Allahu Teâla’nın katîniyiz yani Beytullah’ın komşularıyız, biz O’nun Harem’inden dışarı çıkmayız” derlerdi. Ebu Seyâre, Arabı, (semeresiz) bir Arap eşeğinin üzerinde Arafat’tan indirdi.”

1389) Cübeyr İbnu Mut’im (r.a.) anlatıyor: “Bir devemi kaybetmiştim. Arefe günü aramaya çıktım. Resûlullah’ı (s.a.v.) Arafat’da herkesle vakfe yaparken gördüm. (Hayretimden): “Vallahi bu hums’tan biri, burda ne işi var?” dedim. Kureyşliler, hums’tan addedilirdi.” Buhârî, Hacc 91; Müslim, Hacc 153 (1220); Nesâî, Hacc 202 (5, 255)

1390) Amr İbnu Abdillah İbni Safuânin Yezid İbnu Şeyban el-Ezdî’den (r.a.) naklettiğine göre şöyle anlatmıştır: “Biz, vakfe mahallinde (Arafat’ta), Amr’ın imamdan uzak tuttuğu bir yerde vakfe yaparken, İbnu Mirba’ el-Ensâr yanımıza gelerek: “Ben Allah Resûlü’nün (s.a.v.) size gönderdiği elçiyim. Efendimiz hazretleri sizlere şu emri gönderdiler: “Meşâirleriniz üzere olun. Zîra sizler, babanız ibrahim’in mirası üzeresiniz.” Tirmizî, Hacc 53 (883); Ebu Davud, Menâsik 63 (1919); Nesâî, Hacc 202 (5, 255); İbnu Mâce, Menâsik 55 (3011)

1391) Nübeyt İbnu Şerît el-Eşcaî (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah’ı (s.a.v.) arafe günü, kızıl bir devenin üzerinde hutbe verirken gördüm.” Ebu Dâvud, Menâsik 62 (1916); Nesâî, Hacc 199 (5, 253)

1392) el-Addâ İbnu Hâlid İbni Hevze el-Âmirî (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah’ı (s.a.v.), arafe günü, bir devenin üzerinde üzengilere (basarak) doğrulmuş, halka hutbe verirken gördüm.” Ebu Dâvud, Menâsik 62 (1917)

1393) Zeyd İbnu Eslem, Benî Damureli bir adamdan, o da babası veya amcasından şunu nakletmiştir: “Resûlullah’ı (s.a.v.) Arafat’ta bir minber üzerinde gördüm.” Ebu Dâvud, Menâsik 62 (1915)

1394) İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) arefe günü sabahı, sabah namazını kılınca Mina’dan hareket ederek Arafat’a geldi, Nemire’ye indi. Burası, Arafat’a gelen ümerânın indikleri yerdir. Öğle namazı vakti olunca Resûlullah (s.a.v.) sıcakta Nemire’den yürüdü. Öğle ile ikindiyi birleştirdi, sonra halka hitab etti. Sonra yürüyüp Arafat’taki vakfe yerinde durdu.” Ebu Dâvud, Menâsik 60 (1913)

1395) Nâfi’ anlatıyor: “İbnu Ömer (r.a.) öğleyi, ikindiyi, akşamı, yatsıyı ve sabahı Mina’da kılar, sonra güneş doğunca Arafat’a hareket ederdi.” Muvatta, Hacc 195, 11, 400

1396) İbnu Abbâs (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah, terviye günü, Mina’da bize öğleyi, ikindiyi, akşamı, yatsıyı ve ertesi günü (Zilhicce’nin dokuzu) sabahı kıldırır, sonra Arafat’a hareket ederdi.” Tirmizî, Hacc 50, 879

1397) Ebu Dâvud’da yine İbnu Abbâs: “Resûlullah (s.a.v.), terviye günü öğleyi, arefe günü de sabahı Mina’da kıldırdı” demiştir. Ebu Dâvud, Hacc 59 (1911)

1398) Urve İbnu Mudarrıs et-Tâî (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah’a (s.a.v.) Müzdelife’de namazı kıldığı zaman geldim. “Ey Allah’ın Resûlü, dedim, ben Tayy dağlarından geliyorum. Hayvanım da kendim de yorgunum ve bitkin düştük. Allah’a kasem olsun, ey Allah’ın Resûlü, gelirken geçtiğim her dağın başında mutlaka durdum. Benim için hacc imkânı var mı?” Resûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: “Bizimle birlikte şu namazı burada kılıp, bizimle kalan, bundan önce de Arafat’da geceleyin veya gündüzleyin kalmış olan, artık haccını tamamlamış, haramlardan kurtulmuş olur.” Tirmizî, Hacc 57 (891); Ebu Dâvud, Menâsik 69 (1950); Nesâî, Hacc 211 (5, 263); İbnu Mâce, Menâsik 57 (3016)

1399) Abdurrahmân İbnu Ya’mur ed-Dîlî (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) Arafat’da iken, münâdîsine (dellâlına) şöyle nidâ edip duyurmasını emretti: “Hacc Arafat’tır, kim Cem (Müzdelife) gecesi fecrin doğmasından önce (vakfeye) yetişirse, haccı idrak etmiş demektir. Eyyâm-ı Mina üç gündür. Kim ilk iki günde acele davranırsa, herhangi bir günah terettüp etmediği gibi, te’hir edene de bir günah terettüp etmez.” Tirmizî, Hacc 57 (889); Ebu Dâvud, Menâsik 69 (1949);Nesâî, Hacc 211 (5, 264); İbnu Mâce, Menâsik 37 (3015)

1400) Hz.Ali (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) Kuzah’ta vakfe yaptı ve: “Burası Kuzah’tır, vakfe mahallidir, Cem’in (Müzdelife’nin) tamamı vakfe mahallidir. Ben burada kurbanı kestim. Mina’nın her yanı kesim yeridir. Kurbanlarınızı evlerinizde kesin” buyurdu.” Ebu Dâvud, Menâsik 65 (1935)

1401) İmam Mâlik’e (r.a.) ulaştığına göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Arafat’ın tamamı vakfe yeridir. Urene vâdisinden çıkın (vakfe yeri değildir) Müzdelife’nin tamamı vakfe yeridir, Muhassır vâdisinden çıkın (vakfe yeri değildir)” Muvatta, Hacc 166 (1, 388); Müslim, Hacc 149

2005 © Kuts@l Topr@kl@r
www.kutsaltopraklar.net