HZ. PEYGAMBER’İN HAC VE UMRESİ

1549) Hz. Câbir (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.), (üç kere hacc yaptı. Şöyle ki): “Hicret etmezden önce iki, hicretten sonra da bir hacc ve bununla birlikte bir umre yaptı. Bu hacc sırasında (Medine’den) altmış üç deve sevketti. O sırada Hz. Ali (r.a.) Yemen’den geldi, berâberinde, Resûlullah’ın (s.a.v.) kestiği kurbanlarıngeri kısmı da vardı. Bunlar arasında (Ebu Cehl’e ait olup Bedir Savaşı’nda ganimet olarak alınan) burnunda gümüş halka bulunan deve de vardı. Resûlullah (s.a.v.) hepsini kesti. Resûlullah (s.a.v.) her deveden bir parça alınmasını emretti. Bunlar (bir kapta) pişirildi. Efendimiz suyundan içti.” Tirmizî, Hacc 6 (815)

1550) Urve İbnu Zübeyr (r.a.) anlatıyor: “Ben ve İbnu Ömer (r.a.), Hz. Aişe’nin hücresine dayanmıştık, (o içerde dişlerini misvaklıyordu. Bu esnada) misvaktan çıkan sesleri işitiyordum. Ben, İbnu Ömer’e: “Ey Ebu Abdirrahmân! Resûlullah (s.a.v.) Receb ayında umre yaptı mı?) diye sordum. “Evet!” dedi. Ben de, Hz. Aişe’ye (r.a.) seslendim: “Ey anneciğim, Ebu Abdirrahman’ı dinliyor musun ne söylüyor?” “Ne söyüyor?” dedi. “Resûlullah (s.a.v.) Receb’te umre yaptı diyor” dedim. Hz. Aişe (r.a.): “Ebu Abdirrahman’a Allah mağfıret etsin. Ömrüm hakkı için, Receb’de Umre yapmadı. Hem O, nasıl olur da yanılır, Resûlullah’ın (s.a.v.) yaptığı her umrede o da hazır bulunmuştu” dedi. İbnu Ömer, Hz. Aişe’nin (r.a.) bu sözlerini işittiği halde ne “evet!” ne de “hayır!” demedi, süküt etti.” Buhârî, Umre 3; Müslim, Hacc 219 (1255); Tirmizî, Hacc 93 (936, 97); Ebu Dâvud, Menâsik 80 (1991, 1992)

1551) İbnu Abbâs (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) dört umre yaptı: 1- Hudeybiye umresi, 2-Müteakip sene Zilkade ayında yaptığı umretü’1-kadâ, 3-Ciırrâne’den yaptı-ğı umre, 4- (Veda haccı sırasında) hacc ederken yaptığı umre.” Tirmizî, Hacc 7, (816); Ebu Dâvud, Menâsik 80 (1993); İbnu Mâce, Menâsik 50 (3003)

1552) Hz.Urve (r.a.) demiştir ki: “Resûlullah (s.a.v.) üç umre yaptı: Biri Şevvâl ayında, ikisi de Zilkade ayındadır.” Muvatta, Hacc 56 (1, 342)

1553) İmam Mâlik’e ulaştığına göre: “Hz. Peygamber (s.a.v.) üç sefer umre yapmıştır:1- Hudeybiye senesinde, 2- (Hudeybiye yılını takip eden) kaza senesinde, 3-C’ürrâne senesinde” Muvatta, Hacc 5 (1, 342)

1554) İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) aramızda olduğıı halde biz Veda haccından bahsederdik ve Veda haccının ne olduğunu bilmezdik. (Veda haccında Resûlullah (s.a.v.) Allah’a hamd ve sena edip sonra da Mesih Deccâl’ı mevzubahis etmişti, sözü onun hakkında epeyce uzatıp şunları da söylemişti: “Allah’ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla korkuttu. Hz.Nuh ve ondan sonra gelen bütün peygamberler onunla korkuttular. Bilesiniz o, aranızdan çıkacaktır. Onun şe’ninden (yapacğı icraatler) hiç bir şey size gizli kalmayacak. Çünkü sizlere gizlemez. Rabbinizin gözü kör değildir. Halbuki onun sağ gözü kördür. Onun gözü pertlek bir üzüm gibidir. Haberiniz olsun! Allah sizlere birbirinizin kanını, malını haram kıldı, bunlar,şu günlerinizin, şu beldenizdeki haramlığı gibi haramdır. Acaba tebliğ ettim mi?” (Resûlullah’ın (s.a.v.) bu sorusuna cemaat hep bir ağızdan: “Evet” diye cevap verdi. Bunun üzerine üç sefer: “Ya Rab şâhid ol! Ya Rab şâhid ol! Ya Rab şâhid ol!” dedi ve tekrar cemaate yönelerek: “Vah size! -veya eyvah size!- Benden sonda dönüp birbirlerinizin boyunlarını vuran kâfirler olmayın!” dedi.” Buharî, Hacc 132, Edeb 43, 95, Hud 9, Diyât 2, Fiten 8; Müslim, İmân 119 (66)

1555) İbnu Abbâs (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.), saçlarını tarayıp yağladıktan, rida ve izârını giydikten sonra Medine’den ashabıyla birlikte ayrıldı. Rida ve izâr çeşitlerinden, vücudun cildine boyası geçen za’feranla boyanmış olanlar dışında hiç bir şeyi yasaklamadı. Böylece Zülhuleyfe’ye geldi. Orada devesine bindi. Devesi onu Beydâ sırtına çıkarınca O da (s.a.v.), Ashab’ı da telbiye getirdiler. Resûlullah (s.a.v.) kurbanlığına takısını takıp nişanladı. Bu iş, Zilkade ayının sondan beşinci gününde cereyan etmişti. Mekke’ye Zilhicce’nin dördünde indi. (İlk iş) Beytullah’ı tavaf etti, Safâ ve Merve arasında sa’yde bulundu. Kurbanlığı sebebiyle ihramdan çıkmadı. Çünkü ona (kurbanlık alâmeti olan takıyı) takmıştı. Sonra Mekke’nin Hacün yanındaki en yüksek yerine indi. Artık hacc için telbiye getiriyordu. Kâbe’ye onu tavaf ettikten sonra, Arafat’tandönünceye kadar hiçyaklaşmadı.Asabına ise, Kâbe’yi tavaf etmelerini, Safâ ile Merve arasında sa’yetmelerini emretti, sonra saçlarını kısaltarak ihramdan çıkmalarını emretti. Bütün bu emirler, berâberinde kurbanlık olarak takılanmış devesi olmayanlar içindi. Berâberinde hanımı bulunanlara, hanımlarıda helâldi. Keza koku ve elbisede helâldi.” Buhârî, Hacc, 21, 70, 128

1556) Hz. Ali (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) Arafat’ta vakfe yaptı ve: “Burası Arafat’tır, vakfe yeridir, Arafat’ın her yeri vakfe yeridir” dedi. Sonra güneş batar batmaz ifâza yaptı. (Arafat’ı terketti). Devesinin terkisine Üsâme İbnu Zeyd (r.a.)’i bindirdi. Efendimiz (s.a.v.), -halk sağında ve solunda (develere telâşla vururlarken) onlara dönüp bakmadan her zamanki sükun ve rıfk hâlini koruyarak eliyle işaret edip: “Ey insanlar! Sakin olun” diyordu. Sonra Cem’e (Müzdelife’ye) geldi. Orada iki namazı da (akşam ve yatsı) beraberce kıldırdı. Sabah olunca Kuzah tepesine gelip üzerinde vakfe yaptı. “Burası Kuzeh’dir, vakfe yeridir. Cem’in tamamı vakfe yeridir!”dedi. Sonra oradan ayrıldı, Muhassır vâdisine geldi. Devesine vurdu. Deve dört nala koşarak vâdiyi geçti. Orada durup, amcası Abbâs (r.a.)’ın oğlu Fazl’ı devesinin terkisine aldı. Oradan Cemretu’l-Akabe’ye geldi ve taşlama yaptı. Sonra menhara (kesim yerine) geldi: “Burası menhardır (kurbanlarımızı keseceğimiz yer), Mina’nın her tarafı menhardır” buyurdu. Has’am kabilesinden genç bir kadın gelerek: “Ey Allah’ın Resûlü! Babam yaşlanmış bir ihtiyardır, Allah’ın hacc farizası kendisine terettüp etmektedir. Ben ona bedel hacc yapabilir miyim?” diye bir suâl sordu. Resûlullah (s.a.v.): “Babana bedel hacc yap!”cevabını verdi. Bu sırada eliyle, devenin terkisinde bulunan Fazl’ın başını büktü. Amcası Abbâs RA: “Ey Allah’ın Resûlü! Amcanın oğlu Fazl’ın başını niye büktün?” diye sordu. “İkisini de birer genç görüyorum. Onlar hakkında şeytanın şerrinden emin değilim!” dedi. Derken bir adam daha gelip: “Ey Allah’ın Resûlü, ben traş olmazdan önce ifâza tavafını yaptım!” dedi. “Traş da ol, bunda mahzur yok!” cevabını aldı. Derken bir başkası daha gelip: “Ey Allah’ın Resûlü, ben taşlama yapmazdan önce kurbanımı kesmiş bulundum!” dedi. “Taşlarını da at, bunda bir mahzur yok!” cevabını aldı. Sonra Resûlullah (s.a.v.) Beytullah’a geldi, onu tavaf etti, sonra zemzem’e geldi ve: “Ey Abdulmuttaliboğulları, eğer halk size bunun üzerine galebe etmeyecek olsa mutlaka çekerdim” dedi.” Tirmizî, Hacc 54 (885)

PEYGAMBERİMİZ'İN VEDA HUTBESİ

1531) Abdurrahman İbnu Muâz (r.a.) anlatıyor: “Biz Mina’da iken Resûlullah (s.a.v) bize hitab etti. Kulaklarımız öylesine açıldı ki, sanki her ne söylese bulunduğumuz yerden (rahat) işitiyorduk. Bir ara, halka menâsikini öğretmeye başladı. Böylece taşlama yerine kadar geldi. (Konuşurken) şehâdet ve orta parmağını (kulaklarına) koymuştu. (Atılacak taşların nohut büyüklüğündeki) fırlatma taşı olduğunu söyledi. Muhacirler’e emrederek Mescid’in ön kısmında konaklamalarını, Ensar’a da Mescid’in arka kısmında konaklamalarını söyledi.”. Râvi der ki: “İşte bundan sonradır ki herkes (bineklerinden inip) yerleşti.” Ebu Dâvud, Menâsik 70 (1951); Nesâî, Hacc 189 (5, 249)

1532) Râfi’ İbnu Amr el-Müzenî (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah’ı (s.a.v.) Mina’da halka hitab ederken gördüm, Vakit kaba kuşluktu ve Efendimiz, boz bir dişi katırın üzerindeydi. Hz. Ali (r.a.) de, Resûlullah’ın (s.a.v.) sözlerini rahat işitebileceği bir mesafede durup, eksiltip artırmadan halka tekrar ediyordu. Halkın kimisi ayakta idi, kimisi de oturuyordu.” Ebu Dâvud, Menâsik 73 (1956)

 

2005 © Kuts@l Topr@kl@r
www.kutsaltopraklar.net