Onlar, hac yolculuğunda tanışıp arkadaş oldular,
dostluklarını ise İstanbul'da pekiştirdiler. 2001 yılında İstanbul'dan
aynı kafile ile hac yolculuğuna çıkan ve birbirlerini hiç tanımayan
grup, dinî vecibelerini yerine getirirken kurdukları samimiyeti
hacdan sonra da devam ettiriyor. Bir yıldan fazla zamandır her hafta
buluşan grup, hem o güzel günleri yâd ediyor, hem de birlikte güzel
bir pazar sabahı geçiriyor.
Dışarıdan bakıldığı zaman üzerlerinde yılların getirdiği bir sevgi
ve saygının tezahür ettiği grubun tanışıklığı sadece bir yıl öncesine
ve bir aylık hac yolculuğuna dayanıyor. Aralarında 35 ile 70 yaş
arasında, marangozundan kuyumcusuna, tekstilcisinden tesisatçısına,
memurundan işçisine her kesimden insan var. Grup, mesleklerinin
farklılığı kadar ekonomik yönden de büyük oranda değişiklik arz
ediyor.
İçlerinde çok zengini bulunurken, hayatını kıt kanaat geçiren orta
halli insanlar da var. Ancak bir araya geldiklerinde ne ekonomik
yönden ne de sosyal yönden aralarında hiçbir fark hissedilmiyor.
Alınan ortak bir kararla grup her hafta pazar günü sabah namazında
önceden belirlenen camide bir araya gelmeye başlamış. Hac arkadaşları
o günden sonra bazen birkaç kişi eksik de olsa mutlaka her pazar
sabah namazında bir camide buluşur olmuşlar.
Bir müddet sonra buluşmalar sadece sabah namazlarıyla
sınırlı kalmamaya başlar. Ailece düzenlenen piknikler, yapılan düğün,
nişan ve bayramlar, bir araya gelmek için birer fırsat olarak değerlendirilir.
Öyle olur ki çocukları bile birbirini tanıyarak arkadaş olma durumuna
gelir. Geçtiğimiz pazar günü sabah namazında arkadaş grubuna biz
de dahil olduk. Cemaat camiyi boşaltıp da gelmeyen arkadaşları ortaya
çıkınca birbirlerine, “Falan hacıya siz haber verecektiniz niye
gelmedi?” sorularının ardından cep telefonlarına sarılarak “Acaba
başına bir şey mi geldi veya hasta mı oldu da gelemedi?” diye arandı.
Birbirlerini merak ediyorlar
Hacı arkadaşları günümüzün "umursuzluk" hastalığından
uzaktalar ve birbirlerini ciddi anlamda merak ediyorlar. Çünkü aradan
geçen kısa sürede aynı gruptan iki arkadaşlarını kaybetmişler.
Arabalara paylaştırılan 20'ye yakın hacı arkadaşının ilk işi, rahatsızlığı
nedeniyle hastanede yatan arkadaşlarını ziyaret etmek oldu. Biz
de onlarla birlikte yaşça büyük olan hacı abilerinin elini öpüp,
sağlık duasında bulunup, yakınlarına ihtiyaçlarının olup olmadığı
sorusuna şahit olarak tekrar görüşmek üzere hastaneden ayrıldık.
Arkasından İstanbul'un Avrupa yakasından hareket ederek Anadolu
yakasında yaklaşık 50 km'lik bir mesafede bulunan Hacı Nusret Çalışkan'ın
evine kahvaltıya geçtik. Hacı arkadaşların birbirlerine esprili
takışmaları ile zevkli bir kahvaltı yapıldı. Yapılan yemek duasının
ardından içilen çayların demi kıvamında tatlı bir sohbet aldı yürüdü.
Aslında hacı arkadaşları, yolculukları ve hac görevleri sırasında
başlarından geçen acı tatlı olayları saatlerce anlatabilecek durumda.
Ama ilerleyen zaman onların neşesini kaçırıyor. Grupta bulunan hocalar
tarafından Yasin-i Şerif okunarak dualar yapılıyor. Ayrılık hüznü
çöken hacı arkadaşlar, bir hafta sonra buluşacakları camiyi kararlaştırıp,
haftaya görüşmek üzere helalleşerek ayrıldılar.
Tatlı hatıraları yâd ediyorlar
Hac arkadaşlarının bir aylık süre içinde yaşadıkları olaylar aradan
iki yıla yakın zaman geçmesine rağmen tazeliğini koruyor. İşte bunlardan
ikisini Hacı Tuncay anlatıyor:
İhramlı iken bir arkadaşının odada bulunan sineklerle oynadığını
gören Hacı Tuncay, “Nurettin sineklere el sallayıp durma, kazaen
çarpar da başın derde girer kurban kesmek zorunda kalırsın.” diye
uyarır. Hacı Tuncay, “Daha ben sözümü bitirmeden Nurettin'in eli
bir sineğe çarparak sinek yere düştü. Panikleyen Nurettin hemen
sineğin üzerine ihtimamla eğildi ve sineği uçurmayı başardı sonra
da derin bir oh çekti. Top oynamayı seven Hacı Ahmet Sürüm, Mekke'de
diğer hacılardan habersiz top oynar. Bir gün Hacı Ahmet'le Mekke'de
otel önünde otururken gelen geçen gençler bizim hacıya gülümseyerek
selam veriyor. "Yahu hacı bunlar seni nereden tanıyor?' diye
sorduğumda gerçeği öğreniyorum. Meğer bizimki her akşam otel arkasındaki
sahada Arap gençleriyle top oynarmış ”