HAC YAŞANIR

Mekke İslamın doğduğu, neş'e- i tevhidin yeşerdiği, içinde Allah-u Teala'nın beytinin bulunduğu mübarek ve mükerrem bir şehirdir. Mekke-i Mükerreme'nin mukaddes kitaplardan çıkarılmış birçok ismi vardır. Bazıları: Mekke, Bekke, Beled, Karye, Ümmü'l-kura, Belde, Beledü'l-Emin, Salah, Nas, Hatime, Resi, Kusi, Arş, Urş, Karis, Kadsiye, Haram, Beledü'l-Haram, Mescidü'l-Haram, Mu'teşe, Birre, Retac, Feran, Akır, Medinetü'r-Rab, Tayyibe, Hicaz, Tehame, Beldetü'l- Mezruka'dır. Mekke'nin ayrıca, Müşerrefe, Mükerreme, Mehâbe, Valide, Camie, Mübareke, Mufahhama, Nadire olmak üzere sekiz lakabı vardır.

Kur'an'da Kabe-i Muazzama "mübareke" lafzıyla övülmektedir. Onun fazlı ve bereketi Peygamber Efendimiz (S.A.)'in birçok hadis-i şerifiyle tasdik ve tebcil edilmiştir:

"Benim mescidimdeki (Medine Mescidi) bir namaz, başka yerdeki bin namazdan ve Mescidü'l- Haram'daki bir namaz, benim mescidimdeki yüz namazdan hayırlıdır."

"Her kim hacceder ve fısku fitnede bulunmaz ise, anasından doğduğu gün gibi temizlenir."

"Makbul haccın karşılığı ancak cennettir."

Mecid-i Haram'a giren emindir. Ayet-i kerimede "Kim oraya girerse emin olur." buyurulan Kabe ve Mescid-i Haram'dan başka, Mekke'nin taşıdığı eşsiz hazinelerden biri de Makam-ı İbrahim" denilen taşdır. Cennetten indiği rivayet edilen Hacerü'l-esved ile mübarek zemzem Mekke'nin diğer zenginliklerindendir.

Harem'in hududları konusunda çeşitli görüşler vardır:

1- Hacerü'l-esved, cennetten indirildiği esnada ışığıyla aydınlattığı yerlerin sınırı ile belirlenmiştir.

2- Hz. Adem arza indirilince kendisine arkadaş olmak üzere gönderilen meleklerin kapladığı sahalardan ibarettir. Harem-i şerifin hududları Hz. Adem zamanında dikilen taşlarla belirlenmiş, Nuh tufanından sonra bu taşlar kaybolduğundan Hz. İbrahim onları yenilemiştir. Daha sonra birkaç defa yenilenen sınır, son olarak Osmanlı padişahı 4. Murat zamanında bir daha kaybolmayacak şekle getirilmiştir.

Kabe'ye Beytullah da denir. Yeryüzünde yapılan ilk mescid olan Kabe, duvar uzunlukları 11-12 metre arasında değişen, 13 m. yüksekliğinde taştan yapılmış bir binadır. Doğudaki kösesine "Rükn-i Hacer-i esved" veya "Rükn-i şarki", güney köşesine "Rükn-i Yemani" batı köşesine "Rükn-i Sami", kuzey köşesine de "Rükn-i Iraki" denir. Şafi imamlarına göre Kıble, Kabe binasından ibarettir. Hanefi imamları ise Kabe binası ile birlikte, onun sathından semaya kadar uzanan boşluğu da kıble kabul etmişlerdir.

Kabe yapılışından itibaren 9 veya 10 kere inşa edilmiştir. Allahu Teala Hz. Adem'i yaratacağı zaman meleklere haber verdiğinde onlar, "Ya Rabbi! Biz seni tesbih ediyoruz. Yeryüzünde fitne ve fesad çıkaracak kimseler mi yaratacaksın?" dediler. Allahu Teala: "Şüphesiz ki ben, sizin bilmediklerinizi de bilirim." diye karşılık verdi. (Bakara suresi) Melekler bu cevapta bir azarlama sezerek tesbihe başladılar ve af dilediler. Allah (c.c.) bunun üzerine onlara kefaret olarak bir iş yükledi. Arzda, gökte meleklerin tavaf ettiği Beyt-i Mamur'a benzer bir bina yapmalarını emretti. Kabe'nin ilk tesisi bu şekilde olmuştur.

İbn-i Abbas'dan rivayetle, Hz. Adem yeryüzüne indiği vakit, daha evvel işittiği meleklerin zikrini işitmez oldu. Onun bu sebeple mahzun oluşu üzerine Allah u Teala, "Ya Adem, işlediğin kabahat meleklerin sesini işitmene manidir. Ancak benim yeryüzünde bir evim var. Onun üzerine bir bina yap, temellerini yükselt, sonra da tavaf et!" buyurdu. Hz. Adem Allahu Teala'nın kendisine arkadaş kıldığı melekler vasıtasıyla Kabe'nin yerini tesbit etti. Sonra meleklerin taşıdığı taşlarla Kabe temelleri üzerine bina edildi. Rivayete göre Kabe, Arşta bulunan ve meleklerce tavaf edilen Beyt-i Mamur'un tam altına tesadüf etmektedir. Keza Hacerü'l-esved'in dahi Beyt-i Mamur'dan indirildiği rivayet edilmektedir. Kabe inşası tamamlanınca Hz. Adem "Ya Rabbi! Senin için yaptığım bu evi ziyaret edenler afvolunur mu?" diye sormuş ve "Evet, sen ve senden gelecek olanlardan haccedenler affolunacaktır." müjdesini almıştır. Bunun üzerine Hz. Adem, "Subhanallahi ve'l-hamdülillahi ve la ilahe illallahu v'allahu ekber" diye dua ederek tavaf etmiştir. Rasulullah Efendimiz tavaf sırasında bu duayı okuyarak, bu şekilde yedi tavaf yapanları hayırlarla müjdelemiştir.

Kabe'yi 3. defa tamir ederek duvarlarını taştan ören Şit Aleyhisselam'dır. Bu bina Nuh tufanı ile yıkılmış, sadece temelleri kalmıştır. Kabe-i muazzama'yı 4. defa Hz. İbrahim inşa etmiştir.

Hz. İbrahim, eşi Hacer validemiz ile henüz annesinden süt emmekte olan oğlu Hz. İsmail'i Allah'ın emri ile Filistin'den alıp Mekke'ye götürdü. O sırada Kabe yapılmamış, Mekke iskan edilmemişti. Hz. İbrahim onları bırakıp uzaklaşırken Kabe'ye dönerek:

- "Ey Rabbimiz, ben soyumdan bir kısmını Sen'in kutsal evinin yanında ekin bitmez (çorak) bir vadi içinde yerleştirdim. Rabbimiz, (Beytinde) namaz kılmaları için, insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları meyvelerle rızıklandır, diye dua etti. (İbrahim Suresi, 27)

Yanlarında su ve hurma bittikten sonra Hz. Hacer, bir can yoldaşı ve su bulabilmek için Safa tepesi ile vadinin karşısındaki Merve tepesine giderek etrafı araştırdı. Vadi çukuruna inince bıraktığı yerde çocuğunu göremediğinden, burasını koşarak aştı. İki tepe arasında yedi defa gidip geldikten sonra Merve tepesinde bir ses işitti. Geriye baktığında, Cibril Aleyhisselam'ın oğlu Hz. İsmail'in ayağı dibinden kanadı ile yeri eşip, zemzem suyunu çıkardığını gördü. Diğer bir rivayete göre zemzem Hz. İsmail'in topuğunu vurduğu yerden zuhur etmiştir. Zemzem, Mekke'nin Cürhüm kabilesinin eline geçmesi üzerine kuruyup kaybolmuş ve yeri de unutulmuştur. Sonra rüyasında kaybolan zemzemi bulmakla vazifelendirilmesi üzerine, Peygamber Efendimiz'in (s.a.) dedesi Abdulmuttalib tarafından yeri tesbit edilerek çıkarılmıştır.

İbni Abbas'a göre "Zemzem ne niyetle içilirse o niyet tahakkuk eder. Eğer susuzluğu gidermek içinse, susuzluğu giderir, şayet ilmi arttırmak yahut şerlerden korunmak için içilirse, bu istenilenler de biiznillah yerine gelir." Peygamber Efendimiz (s.a.), zemzem hakkında birkaç Hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

"Zemzem her ne niyetle içilirse şifası ona göredir."

"Kulun karnında, hiçbir vakit Zemzem suyu ile cehennem ateşi bir araya gelmez." Bu hadise dayanılarak ölüm öncesi ağır hastalara zemzem içirilir. İbni Abbas'ın tarifiyle, Zemzem içerken Evvela Kıble'ye dönmeli, sonra besmele okumalı, içerken üç kere nefes almalı, içtikten sonra elhamdülillah demelidir. Zemzemi doyuncaya kadar içmek sünnettir.

Yıllar sonra Hz. İbrahim, oğlu ile birlikte Allah'ın emri gereği Kabe'yi inşa etmek üzere Mekke'ye döndü. Hz. İsmail taş taşıdı. Hz. İbrahim duvarları ördü. Duvarlar yerden erişilmeyecek kadar yükselince, "Makam-ı İbrahim" adı ile ziyaret edilen taşı iskele olarak kullandı. Hz. İsmail'in Kubeys dağından getirdiği "Hacer-i esved" denilen siyah taşı tavafa başlangıç olarak, halen bulunduğu köşeye yerleştirdi.

Kabe'nin inşası bittikten sonra yüce Allah, Hz. İbrahim'den haccetmek üzere insanları davet etmesini istedi. Hz. İbrahim Ebu Kubeys dağına çıkarak dört bir yana:

- "Ey insanlar, bu kadim beyti (Kabe'yi) hac ve ziyaret size farz kılındı" diye seslendi. Bu sesi yerle gök arasında ve ruh aleminde bulunan insanlar işiterek, "Lebbeyk" diye cevap verdiler. Bu davet vaktinden kıyamet kopuncaya kadar Kabe'yi hac ve ziyaret edenler, Hz. İbrahim'in bu davetine "Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk..." diye cevap verenlerdir.

Kabe'nin 8. defa inşası Kureyş kabilesi tarafından gerçekleştirildi. Bu sırada Peygamber Efendimiz 35 yaşında bulunuyordu. Kabe-i Muazzama'yı temizleyen kadının dikkatsizliği yüzünden bir yangın çıkmış, yapı yıkılmadan tamir edilmeyecek şekilde harap olmuştu. Kureyş büyükleri Kabe'yi tamire karar verdiler, ancak ellerinde malzeme ve bu işte uzman eleman yoktu. Bu sırada Cidde'de bir Hıristiyan gemisi karaya oturmuş, içindeki emtia satışa çıkarılmıştı. Gemi Habeşistan'daki bir kiliseyi onarmak için yola çıkmış, yapı malzemesi ve bu işi yapacak ustalarla yüklü bulunuyordu. Kabe duvarları Hz. İbrahim tarafından yapılan temele kadar yıkılıp, gemideki malzeme satın alınarak yeniden inşa edildi. Bu sırada şimdi Hatim denilen duvarla çevrili kısım (Hicr), malzeme yetmediğinden Kabe'nin dışında kaldı. Burası Kabe'ye dahil olduğundan tavaf, Hicr'in dışından yapılmaktadır.

Hacerü'l-Esved'in yerine konması sırasında, bu şerefi kendilerine layık gören Kureyş'in şerefli aileleri Abdü'd-dar, Adiyy, Sehm ve Mahzum oğulları arasında anlaşmazlık çıktı. Kabileler arasında neredeyse savaşa yol açacak bu anlaşmazlık, hükmüne karşı çıkılmayacak bir hakem seçimine karar verilerek giderildi. Belirlenen saatte Harem-i Şerife giren kişi hakem kabul edilecekti. O saatte kapıdan Hz. Muhammed (s.a.) Efendimiz teşrif ettiğinde, bekleyiciler "Bu kendisinden razı olduğumuz, güvendiğimiz Muhammed'dir." diye sevindiler. Efendimiz, peygamberliğini ilan etmezden önce "Emin" lakabıyla çağırılıyor, haksızlık yapmayacağına inanılıyordu.

Peygamber Efendimiz (s.a.) hakemliği kabul etti. Ridâsını (omuzuna aldığı örtüyü) yere serdi. Hacerü'l-esved'i üzerine koydu. Örtünün dört ucundan herbirini, kabilelerden birer şahsa tutturarak Kabe'ye kadar taşıttı. Sonra mübarek elleriyle Kabe'de bulunduğu köşeye yerleştirdi.

Kabe'nin 11. ve son tamiri 1639 tarihinde Osmanlı Hükümdarı 4. Murad'a nasib olmuştur. Büyük Şair Baki bir eserinde, Kabe-i Muazzama'nın 10. tamirinin zalim Haccac tarafından yapılmasına hayıflanarak:

-"Beytullah'ın Haccac-ı Zalim gibi bir bi-hayaya nisbeti fevkalade acıdır. Onun tamir ettiği şark duvarı inşaallah bir vesileyle değiştirilir de, Kabe bir mülevves şahsın eserini taşımaktan kurtulur. Biz ümid ederiz bu iş Osmanlı hanedanının bir üyesine nasib olsun" demiştir.

1639 tarihinde misli görülmemiş bir sel baskını, Kabe-i Muazzama'nın bazı taraflarını çökertmişti. Rükn-i Sami ve Rükn-i Iraki köşe duvarları tamamen yıkılmıştı. Kabe'nin tamiri ile Mısır valisi görevlendirildi. Mısır valisi de tam yetkiyle Rıdvan Ağa'yı Hicaz'a gönderdi. Rıdvan Ağa yaptığı her işte dört mezheb imamından fetva alarak, yıkık halde ve tamiri mümkün olmayan Kabe'nin, temelden yapımına başladı. Kabe inşaatı devam ederken Buhara'lı bir Türk Mekke'ye gelmiş, Medine'ye gideceği sırada hastalanarak yatağa düşmüştü. Peygamber Efendimiz'i ziyaret edemeden öleceğine çok üzülüyordu. Rüyasında Efendimizi gördü ve onun şu iltifatına nail oldu:

- Beni ziyaret edemediğinden dolayı üzülme. Zira ben Beytullah'ın inşaatına başlandığından itibaren buradayım. Bu suretle beni de ziyaret etmiş bulunuyorsun.

Böylece Kabe Peygamber Efendimiz (s.a.)'in rızası dahilinde, son olarak Osmanlı hanedanı tarafından inşa edilmiştir. Bu hususta bütün hizmeti geçenlerin ruhları şad olsun.

Kabe'nin şeref ve mertebesi pek yüksektir. Peygamber Efendimiz (s.a.), bir hadis-i şeriflerinde, Her kim Kabe'ye karşı dört rekat namaz kılarsa, bütün mahlukat Allah'a ibadet etmiş kadar sevap kazanır. 70 bin melek ona istiğfar eder." buyurmuşlardır. Hatim (Hicr), Kabe'ye dahil olması itibariyle duaların makbul olduğu bu kısma, Hz. İsmail ile annesi Hacer'in defnedildiği rivayet edilmektedir. Kabe duvarının üst kısmında bulunan Altınoluk, Kabe üzerine yağan yağmur sularını Hicr'e boşaltır.

Makamı İbrahim adı ile bilinen ve Hz. İbrahim'in ayak izi bulunan bir metre kadar yükseklikteki taş, Mekke'nin fethinden önce Kabe'ye bitişik iken, şimdiki yerine Peygamber Efendimiz (s.a.) tarafından konulmuştur. Fanus şeklinde süslü ve camdan muhafaza içine alınan ve Kabe inşaatı sırasında Hz. İbrahim'e iskele görevi gören bu taş, Zemzem'in çıktığı yerden biraz ileride bulunmaktadır. Tavaf namazının burada kılınması efdaldir.

Zeminden 2 m. kadar yükseklikteki Kabe kapısı ile Hacerü'l-esved arası, duaların makbul olduğu kısımdır. Cahiliye devrinden burada beddua edenlerin veya yalan yere yemin edenlerin kötü akıbete uğraması "mültezem" adını almasına sebeb olmuştur. Kadınların Hacerü'l-esved'i öpmek ve yüz sürmek için bu köşeden yaklaşmalarına izin veriliyor. Önceki hac ve umrelerimde Hacerü'l-esved'i ziyaret niyetiyle Mültezem'de sıraya girmişken boş durmamış, burada bulunuşumu dua ve niyazla değerlendirmiştim. Ne yazık ki, 1997 Ramazan'ında izdihamdan gece ve gündüz bu köşeye yaklaşmaya imkan bulamadım. Hacerü'l-esved'i uzaktan istilam ile yetinmek zorunda kaldım.

Beytullah'ın batısındaki kapalı kapı mahalli "Müstecar" adı ile anılmaktadır. Hacılar göğüslerini bu mevkiye yapıştırarak Allah'dan af dilerler. Müstecar adı oradan gelmektedir. Bahsedilen kapı bir tamir sırasında taşla örülerek kapatılmıştır. Abdullah b. Zübeyr açtırmış ise de tekrar Haccac tarafından kapatılmıştır. Mezkur yerin genişliği 4 arşın kadardır. (1 arşın yaklaşık 68 cm. dir) Mescidül-Haram'ın çok kıymetli mevkilerinden biridir. Öğle saatinde bir tavafım sırasında tenha oluşundan faydalanarak ben de buraya yanaşmıştım. Ellerimi, yüzümü ve bedenimi Kabe duvarına dayayarak dua ve istiğfara başladığım andan itibaren çevreyle ilişkimin kesildiğini, tarife sığmayan bir huzur ve coşkuyla benliğimden çekilip alınıverdiğimi hissettim. Diğer zaman ve yerlerde bütün çabalarıma karsılık ulaşamadığım yakınlık beni sarıvermişti. Vesvesenin ve nesnelerin baskısından uzak kana kana ağladıktan, o dakikaların kelimelerle ifade edilemeyecek mutluluğuna doyduktan sonra, tavafa devam etmek üzere ayrıldığımda, önceden boş olan iki yanımda ihramlı kişiler sıralanmış, benim gibi Kabe duvarına dayanarak dua ediyorlardı. O ana kadar ben onları fark etmediğim gibi, onlar da benden haberdar değillerdi. Ne yazık ki Türk hacılar, bu kıymetli mevkilerden yeterince yararlanamıyorlar. Onları hep Kabe'yi uzaklardan tavaf ederken görüyorum.

Önceleri Kabe'nin etrafında tavaf yapılan alan (metaf) ve say mahalli kumlarla kaplı imiş. Şimdi metafın bütün zeminine altında soğutma işlemine tabi tutulan beyaz mermer döşenmiş bulunuyor. Renkli mermer döşeli say alanında el arabalarına mahsus gidiş ve dönüş istikametinde özel yollar yapılarak, hasta ve yaşlılar da unutulmamış. Keşke o say yolunu yürüyerek, koşarak değil, her noktasına yüzümüzü, gözümüzü sürerek aşabilseydik. Ayağının tozu gönlümüzün süruru, göz aydınlığımız olan ol Mahbub-i Hüda'nın, Peygamberler Seyyidi'nin kadem bastığı yere kavuşmakla şereflenir, mağfiret olunurduk.

Yıldan yıla artan hacılara kolaylık sağlamak amacıyla yenileştirme çalışmaları kesintisiz devam ediyor. Kayaların üzerindeki pürüzlerin hacılara zahmet vermemesi, ayakları tahriş etmemesi için gecen yıl, Merve tepesinin açıkta kalan yuvarlak yüzeyi tamamen mumla kaplandı ve bu alan genişletilerek, geriye büyük bir kapı açıldı. İkinci kattaki say yolu, aşağıdaki izdihamı bir nebzecik de olsa rahatlatıyor.

Metafın mermer döşenmesi sonucu, evvelce Kabe'nin doğu duvarına bitişik ve Rükn-i Iraki köşesinde bulunan 7 ayak uzunluk, 5 ayak genişlikte (1 ayak 30,5 cm.) Hufre-i Muaccin denilen çukur örtülmüş, aynı zamanda Makam-ı Cibril diye adlandırılan bu kıymetli mahal gözlerden gizlenmiştir. Rivayete göre Hz. İbrahim Kabe çamurunu buradan almış, Hz. Cibril namaz farz olunca, Resulullah Efendimiz (s.a.)'e beş vakit namazın kılınma şeklini iki gün boyunca burada talim etmiştir. Allah, mübarek Beyti'nin şeref, hürmet, azamet ve heybetini arttırsın, ona hürmet ve ta'zimde bulunan, hac ve umre yaparak onu ziyaret edenlerin de şeref, mertebe ve iyiliğini çoğaltsın inşallah. Bu yıl Ramazan ayında, hac döneminden farklı olmayan bir ziyaretçi kalabalığı vardı. Tavaf sırasında Kabe'nin kuzey köşesine gözlerim ilişince, bahsettiğim bu kıymetli mahalle kalabalıktan ulaşamayacağımı düşünerek ye'se kapıldım. Fakat kalabalık beni içeriye doğru sürükleyerek, tavafın ikinci şavtı sonunda Kabe duvarı önünde bu noktaya taşıdı. O an bana hayalimde bile geçmeyen bir imkan ihsan edilmişti. Kabe örtüsüne yapışarak, "Emin" olduğu bildirilen Beytullah'a sığındım. Burada bir süre şükür, dua ve niyaz üzere kaldım, feyzinden istifade ettim.

Namaz saatlerinde, Kabe'nin öncelikle bu köşesinin dolduğunu görünce, hacıların güneşten korunmak için buraya rağbet ettiklerini düşünürdüm. Cuma günleri seyyar minber, Mescidü'l-Haram'ın müezzin mahfilindeki daimi yerinden, tekerlekleri üzerinde taşınarak Kabe'nin bu köşesine yerleştiriliyordu. Namazın kıyamında hançerelerinden kopan Kur'an sadası, Arş kubbesinde yankılanan Kabe bülbülü imam efendiler, Cuma hutbesini Makam-i Cibril'e konan minber üzerinde okuyorlardı. Cuma günleri onları, Mescidü'l-Haram'ın Hacerü'l-esved karşısındaki kadınlar bölümünde, Kabe'nin o azametli temaşasında izlemek imkanı bulmuştum. O mübarek insanlar, kimi zaman feyz ile coşmuş taşmış, kimi zaman ağlayarak minberin merdivenlerine oturmak ve sükunet bulmak zorunda kalmışlardı. Allah, Kabe'sinin bülbüllerinden ve onları şevk ile dinleyenlerden rahmetini ve ihsanını eksik etmesin.

Kabe'nin iç genişliği 1860 ayaktır. Duvarların iç yüzü renkli mermerle kaplıdır. Rükn-i Iraki hizasında tavana çıkmaya yarayan 27 basamaklı bir merdiven vardır. Sultan Mustafa 1703 tarihinde bu merdiveni, ilk 7 basamağı mermer, gerisi ahşap olmak üzere yenilemiştir. Ayrıca tavanı tutmaya yarayan yuvarlak mermer sütunlar bulunur. Kabe'nin içinde herhangi bir istikamete yönelerek namaz kılınabilirse de, dört yöne doğru ikişer rekat namaz, dua ve niyaz ile ziyaret edebi gözetilir. Kabe yılda 9 defa ziyarete açılır: (Devlet başkanları vs. gibi mertebe ve özelliği olan kişiler dışında.) Muharrem'in 10. günü, Rebiülevvel'in 12. günü, Receb'in 5. günü, Şaban'ın 27. günü, Ramazan'ın ilk Cuma ve 27. günü, Zilkade'nin 15 ve 27. günü ile Zilhicce'nin 10. günü sabah namazından sonra işrak saatlerinde.

Birkaç yıl önce Şaban-ı Şerif'in 27. günü Kabe kapısının halka açılışına tanık olmuştum.İşrak saatinde, zemzeme inilen merdivenler yanındaki daimi yerinden alınan merdiven, Kabe'nin altın kapısına yanaştırılmıştı. El ele tutuşarak Kabe'nin etrafında geniş halka oluşturan askerler, kalabalığı engelleyerek, ziyaretin düzenini sağlıyorlardı. Mahalli giysili yerli halktan başka, gerek ihramlı, gerekse memleketlerinin geleneklerini yansıtan elbiseleriyle çeşitli milletten insanlar, grup grup Rükn-i Sami köşesinden Hicr'e (Hatim'e) alındılar. Burada bir süre bekletilerek, ziyaretlerini tamamlayanların ardından Kabe'ye girmekle şereflendiler. Allah (c.c.) lutf-u keremiyle bu şeref ve bahtiyarlığı bize de nasib etsin.

Kabe örtüsüne "Stâre" denir. Kabe'nin dört tarafını kuşatan bu örtü, siyah ibrişimden yapılır ve üzeri ayetlerle süslüdür. Kabe örtüsü, "Şadırvan" adı verilen Kabe duvarının temeline bitişik çıkıntı yerlerine tutturulur. Bu yıl üç aylardan Receb-i Şerif'de Mescidü'l-Haram'ın tezyin ve onarım çalışmaları sırasında şadırvan da baştan başa beyaz mermerle kaplanarak yenilendi. Metaf'da yıpranan mermerler de yenileriyle değiştirildi. Yüzeyden bakılınca ince zarif görünen o mermerler, 10-15 cm. kadar kalınlıkta geniş ve yekpare bloklar olup, zeminin kum örtüsü üzerine oturuyor.

Kabe'nin örtüsü ilk defa Yemen hükümdarı tarafından asılmış. Zamanla gelenek halini almış. Osmanlılar zamanında bu hizmet için bazı vakıf köylerin gelirleri tahsis edilmiştir. Yine Osmanlılar zamanında Kabe kisvesinin Mekke'ye nakli her sene tekrarlanan törenle icra edilirdi. Dokunduğu yerden alınışı ve tahmil adı verilen deveye yüklenişine kadar tehlil ve tesbihlerle, zikir ve dualarla taşınırdı. Kisve-i şerifi Mekke'ye taşıyan Mısır kafilesi Aişe Mescidi'nin bulunduğu mevkide, önceden haberdar edilen şehir ahalisi tarafından karşılanırdı. Hac'dan sonra Mısır kafilesi Zilhicce'nin 27'sinde bir deveyi süsleyerek Vali Paşa'ya yollar, vali de bu deveyi Safa'da aşağı yukarı gezdirirdi. Bu hareketle Mısır kafilesinin gitme zamanı ilan edilmiş olurdu. Kafile Kahire'de şenliklerle karşılanırdı. Genişletme çalışmaları sonucu o dönemde dışarıda olan Safa ve Merve tepeleri ve 2,5 km.lik "say yolu" tümüyle Mescidü'l-Haram'a dahil edilmiştir.

Safa ve Merve tepeleri duaların makbul olduğu mahallerdir. Haccın farzlarından Arafat vakfesi ve ziyaret tavafı ile umre tavafları sonrası, hacılar Safa'da Kabe'ye dönerek niyet ve dua'dan sonra, bu iki tepe arasında 7 defa gidip gelirler. Zemzem kuyusunun yeri Kabe'nin doğusunda, Makam-ı İbrahim yakınındadır. Önceleri zemzem Türk camii avlularındakilerin benzeri, üzeri küçük zarif kubbeli bir şadırvandan akıtılıyordu. Son yıllarda sayıları milyonlara ulasan hacı akınının ihtiyacına cevap vermek, tavaf alanını genişletmek için zemzem çeşmeleri ve abdest mahalli, metaf'ın altına alınmıştır. Burası kadın ve erkeklere ait ayrı ayrı ve çok geniş bölümler halindedir. Aşağıya merdivenle inilen bölümlerde, yerden yaklaşık 1,20 m. yükseklikte, 1,5-2 metre kadar aralıklarla dizilen setler üzerine fışkırtılarak akıtılan zemzem çeşmeleri yerleştirilmiştir. Metaf'ta zemzemin yeri, geniş bir daire içinde "zemzem" yazısıyla belirtilmiştir. Ayrıca Mescid-il Haram'ın muhtelif yerlerine, ikinci kat da dahil olmak üzere abdest mahalleri yapılmıştır. Katlar arasındaki bağlantı geniş mermer merdivenler vasıtasıyla sağlandığı gibi, yürüyen merdivenlerden, Safa tepesi arkasındaki asansörlerden de faydalanılır. Hacıların sünnet-i seniyye gereği memleketlerine götüreceği zemzem için, Mescidü'l-Haram dışına çeşmeler yapılmıştır. Bunlardan biri "Say Yolu" dışında Merve tepesiyle Peygamber Efendimiz (s.a.)'in doğduğu ev yakınındadır.

Mevlidü'n-Nebi (Peygamber Efendimiz (s.a.)'in doğduğu ev), Sib-i Ebi Talib Caddesindedir. Şimdi kütüphane olarak tanzim edilen ev, zaman zaman ziyarete açılıyor, evin kapısında dua ve niyazda bulunmaya da rağbet ediliyor. Haticetü'l-Kübra (r.a.)'in evi, Kuyumcular çarşısındadır. Hz. Hatice Validemiz'in bütün çocukları burada dünyaya gelmiştir. Kabe'den sonra Mekke'deki en mübarek mekan olan bu evde, Peygamber Efendimiz (s.a.) birçok defa Cibril (a.s.) ile görüşmüştür.

İlk müslüman ve Rasulullah Efendimiz (s.a.)'in ilk eşi olan Hz. Hatice'nin kabr-i şerifi "Cennetü'l Mualla" kabristanında bulunmaktadır. Kabri uzun zaman meçhul kalmış, hicri 729 yılında bir arifibillah tarafından keşfedilmiştir. Daha sonra üzerine kubbeli bir türbe inşa edilmiştir. Hicri 1296 yılında tamir sırasında zeminde bir delik açılmış, içeriye fevkalade güzel koku zuhur etmiş, fakat bahsedilen delik hürmet saikiyle hemen kapatılmıştır. Uzaktan tesbit edebildiğim kadarıyla Kabr-i şerifin üzerinde türbeye rastlayamadım. (Kadınların mezarlığa girmesine izin verilmiyor.) Bütün kabristan son derece sade görünüm taşıyor.

Hira Dağı (Cebel-i Nur), Peygamber Efendimiz (s.a.)'e ilk defa ayet indirilmiş olması dolayısıyla müslümanlar nazarında büyük öneme sahiptir. Peygamber Efendimiz (s.a.) 40 yaşına doğru Cebel-i Nur'da, Gar-i Hira denilen mağarada inzivaya çekilir, tefekküre dalardı. Hz. Cibril O'na ilk burada zuhur etmiştir. Biri Hira dağında, diğeri Sidre-i Münteha'ya kadar Miraç sırasında olmak üzere iki defa asli şekliyle görünmüştür. "İkra'-Oku" diye başlayan 5 ayetin nüzulünden başka, Şakkü's-Sadr (Resulullah (s.a.)'in göğsünün yarılması hadisesi) de burada cereyan etmiştir. Evvelki ziyaretlerimde dağa tırmanmak ve Efendimiz (s.a.)'in risaletine tanık olmakla şereflenen mağarayı ziyaret etmek nasib olmamıştı. 1997 Ramazan'nda rehberimiz, kafile başkanımız Çanakkale'li Mehmet Ceylan Hocaefendi, Allah kendisinden razı olsun, katılmak isteyenlerden bir grup oluşturdu ve bu gönül muradımızın gerçekleşmesini sağlayarak bizi ihya etti. Ziyaret sonrası zirvede, grubumuzdan bir efendi ilk nazil olan ayetleri okuyup bağışladı. Başka bir Türk kafilesinden hocaefendinin hatim duasına, uzun uzun riyasız yakarışına hepimiz gözyaşlarıyla iştirak ettik. Bize, feyzi sözlerle anlatılamayacak dakikalar yaşatan Allah'a (c.c.) hamd-ü senalar olsun.

Efendimiz (s.a.)'in 13 yıllık Mekke hayatı, müslümanlar için söğene dilsiz, vurana elsiz, kötülüklere ve her ezaya sabırla karşılık verilen çileli bir dönem olmuştu. Hz. Ebubekir (r.a.) birkaç defa diğer müslümanlar gibi Medine'ye göçmek için Peygamber Efendimiz'den izin istemiş, fakat her defasında Efendimiz (s.a.), "Belki Allah (c.c.) sana hayırlı bir arkadaş verir." sözleriyle onu bekletmişti. Nihayet müşrikler zulümde haddi aştılar. Hileler dokuyarak tuzak kurdular. Kureyşin en güçlü ailelerinden birer kişi seçerek Rasulullah (s.a.)'ın evini kuşattılar. Peygamber Efendimiz o dönemde dahi "El-Emin" ismi ile anılıyor, Mekke'liler kıymetli eşyalarını muhafaza için ona emanet ediyorlardı. Rasulullah (s.a.), sahiplerine dağıtılmak üzere emanetleri Hz. Ali (r.a.)'ye bıraktı, onu kendi yatağına yatırdı. Yasin-i Şerif okuduktan sonra, bir avuç kum alarak onu öldürmek üzere evinden çıkmasını bekleyen müşriklere doğru attı. O hainler önlerinden geçtiği halde Efendimizi fark etmediler. Rasulullah (s.a.), Hz. Ebubekir (r.a.)'i yanına aldı. Medine'nin aksi istikametindeki Sevr dağında bir mağarada 3 gün 3 gece saklandılar. Hz. Ebubekir (r.a.)'in oğlu Abdullah onlara süt getirdi. Öte yandan kölesi Amir bin Hufeyri o civarda koyunları otlatarak izleri kaybettirmeye çalıştı. Buna rağmen müşrikler, iz sürücülerin ve Necefli bir genç kılığındaki şeytanın ardından, Sevr dağında Hz. Peygamberimiz (s.a.) ve Hz. Ebubekir (r.a.)'in saklandığı mağara kapısına geldiler. Fakat Allahu Teala melekler ordusunu faaliyete geçirmişti. Örümcek mağara kapısına ağ örmüş, güvercin yuva kurarak yumurtlamıştı. Şeytanın, içeriye girmeleri için kışkırtmalarına müşrikler, "Sen onların adamısın, bizi oyalamak istiyorsun." sözleri ve şiddetli bir tokatla karşılık vermişlerdi. Şeytan "ilk defa doğru söyledim. Karşılığında tokat yedim." diyerek bu durumdan şikayetçi olmuştur. En güzel arkadaşlığın yaşandığı bu mağara, Allah'ın (c.c.) inananlarla beraber olduğu hakikatinin apaçık delilidir. Hz. Ebubekir (r.a.) Peygamber Efendimiz için çok kaygılanmıştır. Ol Sadık ki, daima O'nun yanında olmuştur. Kucağına başını koymuş, uyuyarak dinlenen Efendimizi korumak için, yılana topuğunu siper etmiş, mağara deliğini tıkamıştır. Halbuki o zehirli mahlukun, Allah'ın Habibi'nin gül cemalini görmekten başka muradı yoktu. Mağarada hasretle yıllar yılı onun gelişini bekliyordu. Alemlere rahmet olan Efendimiz (s.a.), sevgisini canından aziz tutan arkadaşının gözyaşı ile uyanmış, yılanın soktuğu yere, mübarek şifalı tükürüğünden sürerek onun acısını dindirmişti.

Sevr Dağı önünde bu hatıraları yadederek, "Ya Rabbi, bizi Habibine bağışla! Biz onun hakkını asla ödeyemeyiz. Çünkü O, bu sıkıntıları, bütün çileleri bizim için, ümmeti için çekti." diye dualar ettik.

Arafat Dağı (Cebel-i Rahme), "Ey Ademoğlu! Senin günahın yeryüzü ile sema boşluğunu dolduracak kadar çok olsa, sen Allah'a dönersen, tevbe edersen seni afvederim." kutsi hadisinin manasının yaşandığı, fazla yüksek olmayan, kayalık bir dağdır. Zilhicce'nin 9. günü (Kurban Bayramı arefesi) öğle vakti içinde, öğle ve ikindi namazları cem-i takdim ile kılındıktan sonra vakfe yapmak, "ihram" ve "ziyaret tavafı" ile birlikte haccın farzlarındandır. Arefe'de, vakfe gününde en hayırlı dua "Lailahe illallahu vahdehü la şerike lehü, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve ala külli şey'in kadir." dir. Hz. Peygamberimiz (s.a.) ve önceki nebiler o günde hep bu duayı okumuşlardır.

Hz. Adem cennetten ihraç edildiğinde Hindistan'da Serendib dağına, Hz. Havva ise Cidde'ye iniyor. Bir rivayete göre 40 gün, bir rivayete göre 40 yıl dünyada dolaştıktan sonra Arafat'da buluşuyorlar. Hz. Adem cennet kapısında "Lailahe illallah Muhammeden resulullah" yazısını okuduğunu hatırlıyor. O ismin yüzü suyu hürmetine bağışlanmayı niyaz edince, Allahu Teala onları bağışlıyor. Hz. Adem Arafat'da bütün zürriyeti için de dua ediyor. Hz. Adem ve Hz. Havva'nın afva mazhar olduğu bu dağa Cebel-i Rahme denilmiştir.

Mescid-i Nemire, Arefe günü öğle ve ikindi namazlarının kılındığı kuzeybatısı Müzdelife, diğer yarısı Arafat sınırları içinde geniş alan kaplayan bir camidir. Arafat bölgesini Müzdelife ve Mina'ya bağlayan geniş asfalt yollar bu cami çevresinden geçer. Ayrıca yayalar için asfalt yol döşenerek trafik rahatlatılmaya çalışılmıştır. 1985 yılında haccımız sırasında Arafat bölgesi henüz ağaçlandırılmamıştı. Burada bir gece ve Arefe günü konakladıktan sonra, akşam üzeri Müzdelife'ye gitmek üzere yola çıkmıştık. Yüzbinlerce insanın o belirli zaman diliminde toplandığı, kalabalığın Cebel-i Rahme'nin kayalıklarına, zirveye çıkılan merdivenlerine yığılarak vakfeye durduğu Arafat bölümü, haccın en zahmetli, sabır ve tahammülü gerektiren esasını oluşturur. Arefe akşamı güneş kavuşurken aynı anda Müzdelife'ye hareket edildiğinden, hacıların kılamadığı bayram namazı ve hutbesi Mescid-i Nemire'de ifa edilir. Bu mescid sair zamanlar tenha bölgede olduğundan kapalıdır.

Toplanma yeri anlamına gelen Müzdelife'de Arefe günü akşam ve yatsı namazları, yatsı vakti girdikten sonra "cem-i tehir" ile kılınır. Müzdelife'de kurban bayramının birinci günü sabahı, fecr-i sadık ile güneş doğması arasındaki sürede vakfe yapmak vaciptir. Mina'da şeytan taşlamak üzere 70 adet nohuttan irice taş toplanır. Burada iki minareli sade görünüşlü bir cami inşa edilmiştir.

Mina sınırı ışıklarla, köprülerle belirtilmiştir. Bu bölge Müzdelife ile Mekke arasında Harem sınırları içindedir. Mina, Hz. İbrahim ve İsmail'in (a.s.) gezdiği, şereflendirdiği yerler olup, Hz. İsmail'in hatırasına hürmeten birer ok atımı mesafedeki üç cemreye (taş kümesi) usulüne göre taş atmak vacib, bu süre içerisinde Mina'da gecelemek sünnettir. Peygamberimiz (s.a.)'in Mina'da konakladığı yerde iki minareli geniş bir cami olan Mescid-i Hayf inşa edilmiştir. Bina bölgesinin iki tepe arasına sıkışmış dar alan oluşu yüzünden meydana gelen yığılma, hacca kota konulmasında en etkili sebeplerden biridir. Arafat'tan girişte sol tepe üzerinde baştan başa Suudi Arabistan kralının misafirhaneleri sıralanmış. Sağdaki tepede, 1990 daki kazadan sonra yeni yapılanla birlikte iki tünel yer alıyor. Hacılara hizmet vermek amacıyla bütün bölgede inşa ve imar faaliyetleri kesintisiz sürdürülüyor. Mina aynı zamanda kurban kesme mahallidir. Geniş caddenin kenarındaki peronlardan kurban seçilir. Kurban etleri, soğuk hava depolu tırlarla müslüman fakir ülkelere gönderilmektedir.

Bütün bu ibadetler ihramlı olarak yapılır. İhrama girmekle kişi, helal olan bazı fiilleri kendisine yasaklamış, dünya zevklerinden, gösterişinden el çekmiştir. Erkeklerin giyindikleri rida ve izar denilen iki parça örtü, bir anlamda beyaz kefeni temsil eder. İhramlı, bütün vechini Allah'a yöneltmiş demektir. İhrama girmek için en yakın "mikat" mahalli, Mekke'nin 6 km. kuzeyinde Tenim'dedir. Hz. Ayşe validemizin mikata girdiği bu harem sınırında, yüzeyi beyaz mermer kaplı büyük bir cami yapılmıştır.

Mekke ziyaretlerimiz arasında Cirâne mikat mahalli de yer aldı. Cirane, Taif yolu üzerinde, Mekke'ye 16 km. uzaklıktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.)'in ihrama girdiği bu harem sınırını belirlemek için beyaz boyalı küçük bir mescid inşa edilmiş. Küçük kubbesi ve köşeli tek minaresiyle şirin bir görünüme sahipti. Hilal islamiyetin sembolü olarak minarede yerini almış. Osmanlı hilali İslam'a rumuz olarak Haremeyn'deki diğer camilerde de varlığını koruyor.

Sizlere o övülmüş, kutlu mekanlardan bir soluk taşımak istedim. Duyanlara, meyledenlere, mübarek beldeleri ziyaretle arınanlara selam olsun.

--------------------------------------------------------------------------------

Kaynaklar: Mir'at-i Haremeyn (Mekke-Medine Rehberi), Eyüp Sabri Paşa, İslami İlimler Araştırma Vakfı Yayınları-2, İstanbul 1986 ,Hac Rehberi, İrfan Yücel, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları No: 1, Ankara 1990

Nesrin ZEREY
Altınoluk Dergisi - Nisan 1997

 

2005 © Kuts@l Topr@kl@r
www.kutsaltopraklar.net