BÜYÜK LABORATUVAR

Namaz ve oruç beden ile, zekât mal ile yapılan bir ibadettir. Hac ibadeti ise hem mal, hem de beden ile yapılır. Hac esnasında kişi kulluğunu bütün yönleriyle ortaya koyar. Allah yolunda hem malını harcar, hem de bütün olumsuz şartlara Allah rızası için tahammül göstermeye ve sabretmeye gayret eder.

Benimle birlikte hacca gidenleri daha buradayken bir araya toplar ve sorarım:

- Turistik seyahat amacıyla mukaddes beldelere gitmek isteyeniniz var mı? Tabii herkes:

- O ne söz hocam, biz ibadete gidiyoruz, derler. Bunun üzerine,

- Eğer turistik seyahat amacıyla gideniniz olsaydı bütün arkadaşlarıma size hiç bir sıkıntı

çektirmemeleri için sıkı sıkıya tenbih edecektim. Çünkü sevap kazanamayacaksınız, bari sıkıntı çekmeyin. Ama ibadet için gittiğimize göre hayâl edemeyeceğimiz birçok sıkıntı ile karşılaşacağımızı bilmemiz gerekir. Çünkü hac, insanın bir nevî kalite konrolünün yapıldığı büyük bir laboratuardır. Orada insan her türlü denemeden geçer. Bütün testlerden başarıyla Geçenler cennet gibi büyük bir nimeti hak etmiş olurlar.

Geçen sene hacılara hizmette çok iddialı bir şirketle hacca gittim. Şirket merkezinde yapılan toplantıda, hacılar için hazırladıkları imkânlardan ve verecekleri hizmetlerden bahsediyorlardı. Bana sıra gelince dedim ki, " Bu şirket diğerlerinden daha pahalı bir hizmet sunduğuna göre hepinizin hâlinin vaktinin yerinde olduğu anlaşılıyor. Hepiniz bilirsiniz ki, büyük kazançlar büyük fedâkarlıklarla elde edilir. Yerli yerinde yapılan güzel bir haccın bedeli cennet olduğuna göre bu bedeli alabilmek için büyük fedâkarlıklarda bulnmamız icabedecektir. Siz ne kadar zengin olursanız veya ne kadar iyi bir şirketle hacca giderseniz gidin, şunu unutmayın ki, ananızdan emdiğiniz burnunuzdan gelmeden hacı olamazsınız."

Hacca gittik, Arafat'ta vakfeye kadar hiç bir pürüz yoktu. Arafat'a gittiğimizde çadırlarımızın başka hacılar tarafından işgâl edilmiş olduğunu gördük. Çadırlara girince büyük bir karışıklık meydana geldi. Hava iyice elektriklendi. Şikayetimizi dinleyecek bir merci bulamadık. Çünkü Suudlu yetkililer, aynı çadırları haksız olarak diğer hacı grubuna da tahsis ettikleri için ortalıkta görünmemeye dikkat ettiler. Hacılara dedim ki, " Ben size Türkiye'de böyle şeylerin başınıza geleceğini söylemiştim. Şimdi önemli bir imtihandan geçiyorsunuz. Ya bu kişileri bizim misafirimiz olarak kabul eder, onlara ikrâm edersiniz veya onları çadırdan çıkmaya zorlayarak gününüzü harabedersiniz. Hangisini tercih ediyorsanız onu yapın."

Arafat'tan Müzdelife'ye rahat inmek için şirket yetkilileri ile birlikte bütün imkân ve tecrübemizi kullandık. Fakat Arafat sahasından dışarı çıkmadan trafik tıkandı. Bir adım ileri gitmek mümkün olmadı. Müzdelife vakfesini kaçırmamak için otbüslerden inerek yaya yürümeye başladık. Müzdelife ve Mina derken büyük bir bölümümüz Mekke'ye kadar yaya yürüdü. Mahşer gibi kalabalık, yerden kalkan tozlar, üstten inen yakıcı güneş, sırtta eşyalar ve önceki günün yorgunluğu uykusuz Geçen geceden sonra 25 km.'lik yolu yaya tamamladık. Bu hacıların büyük çoğunluğu arabasız ayağını yere basmayan, şişman ve çeşitli rahatsızlıkları olan kimselerdi. Mekke'ye vardığımızda İstanbul'un zenginlerinden olan orta yaşlı bir hacının şu sözü daima kulaklarımda yankılanır:

- Hocam, suç işleyen kişileri karakola ayakları şişinceye kadar dayak atarlar. Biz de herhalde çok suç işledik ki, ayaklarımız şişinceye kadar yürüdük. Ama o kadar mutluyum ki, Cenâb-ı Hak'tan günahlarımın affedilmiş olmasını umuyorum.

Hac esnasında can sıkıcı o kadar çok olay olur ki, bütün bunlara Allah rızası için sabretmek gerekir.

Orada sevap kazanmak için çok sebep bulunduğu gibi günah işlemek için de çok sebep bulunur. İnsan bu iki şey arasında ciddi bir tercih yapmak zorunda kalır. Meselâ her yerde kadınla erkek ayrı oduğu halde tavaf esnasında bir birine karışır. Kalabalığın fazlalığından bir kadının etrafı erkeklerle sarılı olabileceği gibi bir erkeğin etrafı da kadınlarla sarılı olabilir. Şeytan derhal devreye girer. Ama herşeye rağmen Alah'tan korkup kendini koruyanlar bu zor imtihanı da vermiş olurlar.

Çarşı pazar o kadar cazip gözükür ki, başka zaman yüzüne bakmayacağı malları almak için dükkân dükkân dolaşan hacılar görürsünüz. Bakarsınız Harem-i Şerif'te otururken, tavaf esnasında ve akşam evde hep çarşı pazardan bahsedilir. Herkesin aldığı eşyaları arkadaşına göstermesi ayrı bir meşguliyet konusudur. Böylece ibadet için ayrılması gereken vaktin tamamına yakın bir kısmı gereksiz şeylerle harcanmış olur.

Makbul bir hac yapmış olanlar zor bir savaş kazanmış askerler gibi çok mutlu olurlar. Mutluluklarını bir an önce eş ve dostlarıyla paylaşmak isterler. Ömür boyu hatırlandıkça heyecan veren, gözleri yaşartan ve dayanılmaz biçimde tekrarlanması arzu edilen güzel bir hatıra olur.

Cenâb-ı Hak bütün ibadetlerimizi kabul buyursun.


--------------------------------------------------------------------------------


MALKOM X DİYOR Kİ:

" AMERİKA İSLÂM'I TANIMALI"

Hac için geldiğim, Hz. İbrahim'in ve Hz. Muhammed (s.a.)'in Kutsal Kitap adı Geçen tüm diyarı olan Kadim Kutsal Belde'de bütün renklere ve bütün ırklara mensup insanlar arasında görülen sarsılmaz gerçek kardeşlik ruhunun bir eşine daha rastlamadım. Amerika'dan gelmiş bir zenci Müslüman olarak her renkten insanın bana gösterdiği cana yakınlık karşısında büyülenmiştim, dilim tutulmuştu sanki.

Amerika'nın İslâm'ı tanıması gerekir, çünkü Amerika'yı başındaki ırk belâsından temelli olarak kurtarabilecek tek şey İslâm Dini'dir. Müslüman ülkelere yaptığım geziler sırasında, Amerikan toplumunda ?beyaz' olrak damgalanabilecek kişilerle tanıştım, konuştum, hatta onlarla aynı masada yemek yedim; ama İslâm Dini sayesinde bu insanların kafalarında ?beyaz' damgasını yiyecek hiç bir şey barınmamaktadır. Çeşitli renklere mensup insanlar arasında samimiyetin ve gerçek kardeşliğin böylesine hiç tanık olmamıştım; birbirlerinin renklerine aldırdıkları bile yok.

İslâm dünyasına geldim geleli ogün bugündür, gözleri maviler mavisi ve saçları sarılar sarısı tenleri beyazlar beyazı olan Müslüman kardeşlerimle aynı Allah'a inandığımız için aynı tabaktan yemekteyiz ve aynı bardaklardan içmekteyiz aynı yataklarda ( ya da halılarda) uyumaktayız. Ve gene 'beyaz' müslümanların sözlerinde, davranışlarında, tutumlarında; Nijerya'dan, Sudan'dan, Gana'dan gelen Afrikalı siyah müslümanların gösterdikleri samimiyetin aynısını bulmaktayım.

Hepimiz de gerçekten 'kardeş' gibiyiz, çünkü bu insanların aynı Allah'a yönelen inançları; kafalarındaki tüm ?beyaz' imajları davranışlarındaki tüm 'beyaz' imajları, tutumlarındaki tüm 'beyaz' imajları silip atmışlar.

Prf. Dr. Abdülaziz BAYINDIR
Altınoluk Dergisi - Mayıs 1992

2005 © Kuts@l Topr@kl@r
www.kutsaltopraklar.net