MEKKE'DE 13 YIL

Hicret, İslâm'ın kendi dünyasına yönelişte çok önemli bir merhaledir ve her zaman iki şeyi birlikte çağrıştırmıştır. Birincisi, İslâm'ı boğmaya yönelmiş çetin bir zulüm, diğeri ise bu zulme rağmen yaşanması gereken bir iman manzumesi... İşte, 14 asırlık tarihinde İslâm, kendi dünyasını kurmak üzere şartları yara yara ilerlemek zorunda kaldığı her defasında, müminin gönlünde bir hicret ışığı yakmış, mümini ile beraber yollara düşmüştür. Hicret, şartlara uyum gösterenin işi değildir. Menfaati şartlarla bütünleşenin, inancı ile şartlar arasında harmanlama yapanın, inancını unutmayı adet haline getirenin, inancını cenaze namazında veya bayramlarda hatırlayanların işi değildir. Hicret kararına varışta önce, bağlanılan iman manzumesini cihana haykırmak sonra da bütünüyle yaşamak vardır. Zulme direnmek vardır. Direnmek yani, yaşamaktan ve inanmaktan vazgeçmemek vardır. Hicret, bu çetin hesaplaşmanın öyle bir merhalesinde devreye girer ki, orada mü'min, inancının varlığı ile hicret arasında kesin bir bağlantı kurmaya başlar. Hicret orada, inancın yarına taşınması gibi bir şeydir. Hicret inancın yaşama şartıdır. Varoluş çığırıdır. Mü'min, bütün dünyası İslâm'la dolu olan, İslâm'ı varlığının ana meselesi bilen mü'min, bu çığıra girer. Çünkü bu çığırın gerisinde İslâm'ın kendi dünyasına çıkış yolları tıkanmıştır,

HİCRET VE MEKKE'DE 13 YILIN İÇİÇELİĞİ

Hicret, Allah Rasûlü (s.a.)'nün, insanlığın hayat takviminde dönüm noktası olan büyük bir sünnetidir. Onun için her mü'minin gönlünde Peygamber aşkı ile yanyana bir hicret sevdası yatar. Bunun yanında, Allah Rasûlü (s.a.)'nün 13 Yıllık Mekke hayatı, İslâm'ın insanlığa sunuluş merhalesinde eşsiz örneklerle dolu bir sünnet manzumesidir. Bu yönüyle hicret, sadece bir Medine'ye açılış değil, Mekke'deki 13 Yılın hatırasını da yüklenmiş bir Peygamber izidir. Onun için hicret ancak, Mekke'deki 13 Yılı yaşadığına inanan mü'minin gönlüne gerçek boyutu ile düşer. Bu mü'min bilir ki, hicret bir kaçış değildir. Hicret, körü körüne bir yolculuk değildir. Hicret parıltısı uzaktan sezilmeye başlanmış bir şafaktır. Ve o şafak, Mekke'deki 13 Yılın çilesi içinde sökecek bir kıvama ulaşmıştır. Muhammed İkbal der ki:

"Şafak binlerce Yıldızın kanı akmadan sökmez"

Hicret yolunu ısıtan Akabe çocuklarına bakınız. Hepsi, Allah Rasûlü (s.a.) nün Mekke'deki 13 Yılında ona el uzatmışlar, gönül açmışlardır. Hicreti değerlendirirken bu 13 Yılı da iyi değerlendirmek, Allah Rasûlünün ve ona ilk bağlanan mü'minlerin yaşadığı ortamla bizleri hicret özleyişine götüren ortam arasında, onların direnme gücü ile bizim gücümüz arasında onların salabiti ile bizimkisi arasında ve onların hesapsızlığı ihlası ile bizimkisi arasında bir kıvam farkı bulunup bulunmadığına iyi bakmak lazımdır.

TEK BAŞINA SIRTLANILMIŞ BİR EMANET GİBİ

Mekke'deki 13 Yılın karakteri nedir?

Allah Rasûlü, "Ey sarınıp bürünen peygamber! Kalk ve insanları uyar. Rabbini yücelt. Elbiselerini temizle. Pislikleri (Putları) defeyle." emriyle ayağa kalktığı zaman, koca dünyada tek başınaydı. Dünya dolusu insan ve onları İslâm'a, Allah yoluna çağırmakla görevli bir tek müslüman. Allah elçisi... -İslâm'ın neşvü nemasına bu noktadan bakarsak, Mekke'deki 13 Yılın ne kadar zorlu bir geçit olduğunu belki daha iyi anlayabiliriz. İslâm'ı hazır bir miras gibi değil, dünyada tek başına sırtlanılmış bir emanet gibi telakki etmekle ancak Hazreti Peygamberin o anki duygularına sırdaşı olabiliriz. Allah elçisi, bir süredir, gönlü vahyin ikliminde ısınmaya başlayan Hazreti Hatice'ye soruyor:

- Kim inanır bana şimdi? şu yalnızlığı bir tasavvur etmemiz gerek. İslâm'ı tebliğ için bu kaygıyı hayatımızda bir kere duyabilsek ne olurdu...

- Kim inanır?

Bir tek Muhammed (s.a.) e göre dünya o kadar geniş ki... insanlar o kadar çok ki... İlişkiler o kadar giriftleşmiş ki... Kurulu düzen İslâm'dan o kadar uzak ki... Muhammed (s.a.) bu dünyanın neresinden tutsun da, ona Allah'ın vahyini tebliğ etsin...

İnsan Allah Rasûlü'nün, Hazreti Hatice validemiz (r.a.) sevgisinden bahsederken "Kimse inanmadığı bir sırada bana o inandı" demesini, daha iyi anlıyor. Hazreti Ebübekir, Hazreti Ali ve Hazreti Zeyd (r.anhüm)'in Peygamberimizin gönlünde nasıl bir sıcak sevgi bulduklarını daha iyi anlıyor. Bunlardır, yalnızlık günlerinde vahyin çağrısına ma'kes olan gönüller. Akrabasının sağır bir duvar kesildiği günlerde Allah kelamına gönüllerini açanlar... O günlerde yalnız bir müslüman olmak zordu. Yalnıza gönüldaş olmak da zordu. Dünyayı göğüslemeye soyunan birisine omuz vermek... Omuz veren ikinci kişi, üçüncü kişi, dördüncü kişi olmak... Bu ikinci, üçüncü kişilerin hayat seyrine baktığımızda, onlardan birisinin, hicrette suikasta uğraması muhakkak olan Peygamber yatağına uzandığım, diğerinin ise Peygamber'le birlikte yola çıktığını görürüz. Sanki İslâm'ın ilk tebliğ günlerinin çetin şartlarına talib olanlar, hicrette de buluşmuşlardır. Sanki hicretle, Mekke'de 13 Yılın başlangıcı ucuca gelmiştir. İşte onlardır hicretin şafağını 13 Yıl öncesinden yaşayanlar...

İSLÂM DIŞI SİSTEM BÜNYESİNDE TEBLİĞ

Mekke'deki 13 Yılın karakteri, İslâm dışı bir sistem bünyesindeki bu sistemin ana karakteri puta tapıcılıktır İslâm'ı tebliğ şeklinde tanımlanabilir,sanıyoruz. Sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel hayatı puta tapıcılık çerçevesinde şekillenmiş bir toplum bünyesinde İslâm'ı tebliğ... Ve bunun bütün bedeline katlanmak...

- Sınırsız bir tebliğ

Allah Rasulü kendi yuvasında... Allah Rasulü Safa Tepesinde... Ukaz.Mecenne panayırında... Allah Rasulü Kabe'de... Erkam'ın evinde...

Eşine anlatıyor... Akrabasına anlatıyor... Mekke'ye alış-veriş için gelenlere anlatıyor... Mekke'li müşriklere anlatıyor... dostlarına tebliğ ediyor ve Erkam'ın evinde gönlünü kendisine açanlarla bir dostluk halkası (sahabe) teşekkül ettiriyor.

- Farkı vurgulamak

Tebliğin özü tevhid... Yani İslâm'la küfrün ayırım noktası... Allah Rasulü bu farklılığı sürekli vurguluyor. En şiddetli biçimde vurguluyor. "Siz ve taptıklarınız cehennem odunudur" dercesine vurguluyor. Safa Tepesine insanları çağırıyor. Yüksekçe bir yere çıkıyor ve konuşuyor:

- Ey Muttalib oğulları, ey Fihroğulları, ey Abdimenaf oğulları, ey Zühre oğulları... Ey Kureyş cemaatı...

- Tepkiye aldırmadan

İşte İslâm'ın ilk mitingi. Öyle bir miting ki, onun konuşmacısı, konuştukları insanlardan hiçbirisinin kendi inancında olmadığını biliyor. Onları yepyeni bir inanca, yepyeni bir dünyaya çağırıyor. Göreceği tepkiyi tahmin etmek bile mümkün değil. Sövme mi, taşlama mı, silahla saldırı mı, kınama mı boykot edip meydanı boşaltmak mı... Bunların her biri bir dava adamını çözmeye yetebilir. Ama Allah Rasulü konuşuyor:

- "Ben size şu dağın eteğinde veya şu vadide düşman atlıları var. Hemen size saldıracak, mallarınızı gasbedecekler dersem bana inanır mısınız?

- Öyleyse, ben size şimdi, önünüzde şiddetli bir azab günü bulunduğunu, o zaman Allah'a inanmayanların o büyük azaba uğrayacaklarını haber veriyorum. Sizi o azabdan korkutmak için gönderildim.

- Kureyş cemaati! Sizin için benim halim, düşmanı gören ve ailesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın hali gibidir.

- Ey Kureyş cemaati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Kabirden kalkarak Allah divanına varınca, muhakkak, dünyadaki bütün hareketlerinizin hesabını vereceksiniz, iyi işlerinizin mükafatını da, kötülüklerinizin cezasını da göreceksiniz. O mükafat ebedi cennettir. Mücazat da daimi cehennemdir."

- Tebliğin bedeli yok

Allah Rasulü için ne tebliğin herhangi bir sebeble kesilmesi mümkün, ne de tevhidin şu veya bu inanç kırıntısı ile karıştırılması. Bu iki konuda kesinlikle taviz yoktur. Puta tapıcı sistemin "uluları" Allah Rasulünün önüne neler sermezler ki... Para, kadın, liderlik gibi insanın dünya tuzakları tek tek sunulur. Karşılık olarak da putlara dil uzatmaması, Mekke'deki kurulu sistemi zorlamaması, inanç farklılığı doğurup kardeşi kardeşten, evladı babadan ayırmaması istenir. Herkes putundan da, ahlaksızlığından da, kız çocuklarını diri diri toprağa gömmekten de, fuhuş bataklığında yüzmekten de, kölelere en adi işkenceleri yapmaktan da, faizinden, tefeciliğinden de... Evet putçu sistemin her şeyinden memnundur. Çünkü bütün bunlar, sistemin "uluları"nın keyfine göre düzenlenmiştir. Allah Rasûlü, insanlar arasında takvadan başka üstünlük olmadığı, herkesin Allah'ın kulu olduğu çağrısını yapınca köleler, zayıflar İnsan olduklarını hatırlarlar. İnsanlık haysiyeti Allah Rasûlünün sesinde yeniden diri bir soluk bulur.

ZULÜM TEBLİĞE ENGEL DEĞİL

Allah Rasûlü 13 Yıl boyunca anlatır, anlatır. İstihzalar, hakaretler, işkenceler, iktisadi baskılar ve nihayet ucu suikasta varan terör uygulamasına -yani çağdaş sistemlerinde inanmış insana karşı uyguladığı bütün Yıldırma metodlarına rağmen- Allah Rasûlünün çağrısı durmaz. Allah Rasûlü ve çevresindeki bir avuç mü'minin yaşadığı cefanın acaba İslâm'ın 14 asırlık tarihinde bir benzeri var mıdır? İktisadi boykot döneminde, Şi'bi Ebi Talib bölgesinde abluka altında bulunan mü'minlerin ve onlara yakın olanların yaşadığı korkunç üç Yılı, bugün hangi müslüman yaşamıştır? Tarihçiler, "Açlıktan kıvranan çocukların çığlık sesleri çok uzaklardan duyulurdu" diye yazıyorlar. Bu korkunç ablukaya rağmen. İnancına şirk bulaştıran bir tek mü'min çıkmadı. Abluka altındakilerin imanı, abluka dışındakilerin şirkini çözdü aksine. Habbab b. Erett'in tevhidde direnci, Bilal-i Habeşî'nin zulme karşı "Allah Ahad" haykırışları çözdü zulmü. Allah Rasûlüne "deli" dediler. "Şair" dediler.

"Sihirbaz" dediler. Tıpkı bugünün mü'minlerine mahkemelerden "Ruh hastası" hükmü çıkarıldığı gibi. İslâm'ı tebliğ ettiği için bir kısım insanların akıl hastanelerine yerleştirildikleri gibi... Allah Rasûlüne bağlananlara "ayak takımı" dediler. "sefihler" dediler. Tıpkı çağdaş sistemlerin ulularının, mü'minlerden bahsederken dudak bükmeleri, istihfaf etmeleri gibi...

MEKKE'DE 13 YIL VE İSLÂM'IN BUGÜNÜ

Hiçbir baskı, ne Allah Rasûlünün tebliğini durdurdu, ne de mü'minlerin onun etrafında, her gün biraz daha kenetlenişlerini. Mekke'deki 13 Yıl, İslâm'a, onu bugünlere taşıyacak bir enerji yükleyen mü'minler topluluğunun yetişmesine imkan hazırladı. Hicret'le adları "Muhacir" haline gelecek bu insanlar, Allah'ın kendilerine, bütün acılara rağmen İslâm'ı varlıklarıyla yaşatma şerefi verdiği müstesna insanlardır. Erkeği kadını, genci, yaşlısı, çoluğu çocuğu ile...

ANCAK 13 YILIN BEDELİNİ ÖDEYEREK...

Şirk toplumunda, İslâm'ın güzelliğinden mahrum toplumlarda yaşayan müslümanlar, eğer İslâm'ın Medine'sinde yaşamadıklarının gerçekten farkında iseler, Mekke'de 13 Yıl yaşıyormuşcasına bir sorumluluğun önce farkına varmaları, sonra da onu üstlenmeye talib olmaları gerekir. Tevhid ile şirk düzeninin birbirine bulaşmasına fırsat vermeden, hayatlarında şirkten iz bırakmadan, kesin bir teslim oluşla Allah'ın davetine teslim olarak, reddedilecekleri kesin kesin reddedip, kabullerini bütün açıklığı ile ilan ederek ve müslümanlığı hayatının en büyük izzeti kabul ederek...

... Ve bütün bunların bedelini ödemeye her zaman hazır olarak... Mekke'deki 13 Yılın çağdaş bedelini ödeyerek... Hele bir o ödensin bakalım... Belki o zaman Medine'den el uzatıp çağıracak, ancak bir müslümana yakışacak bir şefkatle bağırlarını açacak nice "Ensar" çıkacaktır. Hicretin şafağı o zaman sökecektir. Yeter ki 13 Yılın bedeli ödensin..


--------------------------------------------------------------------------------


Şakik-i Belhi (K.S.)derk ki:

"Kırk deve yükü kitap okudum. Allah yolunu dört şeyde buldum;

Biri rızk için emin olmak.

İkincisi her bir işte ihlas.

Üçüncüsü şeytanla düşman olmak.

Dördüncüsü ölümü yakın bilip tedarik etmek." (l).

Büyükler derler ki:

"Bütün ilimler Dört Kitap'da toplanmıştır. Bunların da hepsi Kur'an'da, Kur'an Fatiha'da, Fatiha da besmelede, besmele de "Ba"da toplanmıştır."

"Eğer yazmak istese idim. Besmelenin "Ba"sı hakkında deve yükü kitap yazardım."

Hz. Ali (Kerremallahu vecheh) der ki:Fahrüd-dîn Razî Tefsîr-i Kebir'inde der ki:

"Bütün ilimlerden maksud kulun Allah'a vasıl olmasıdır." (2).


--------------------------------------------------------------------------------

Dipnotlar: 1. Tezkîret-ül Evliya: Ferîdüddin attar: Shf: 72 2. Fatiha Suresi Tefsiri: Ramazanoğlu Mahmud Samî: Shf: 11, 17

Ahmed MARAŞLI
Altınoluk Dergisi - Eylül 1987

2005 © Kuts@l Topr@kl@r
www.kutsaltopraklar.net